Yemen'de sükunet görüntüsüne rağmen, savaşın yeniden alevlenme olasılığı her geçen gün güçleniyor. Son gelişmeler, Husilere karşı mücadele eden güçleri askeri ve siyasi olarak güçlendirdi. Uzmanlar, taraflar arasındaki ateşkesin kırılgan olduğunu ve yeni bir çatışmanın, özellikle Husiler için öncekilerden çok daha farklı ve zorlu bir dönemi beraberinde getirebileceğini belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Güç Dengesi Değişiyor
Yemen'de 2014'te başlayan iç savaş, İran destekli Husiler ile uluslararası alanda tanınan hükümete bağlı güçler arasında sürüyor. Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon, hükümeti desteklerken, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) özellikle güney bölgelerdeki yerel güçleri silahlandırdı ve eğitti. Son aylarda bu gruplar arasında kurulan ittifaklar, Husilere karşı daha koordineli bir cephe oluşturmalarını sağladı.
Özellikle Güney Geçiş Konseyi (STC) ve hükümet yanlısı güçler arasında varılan uzlaşma, askeri güçlerini birleştirme yönünde önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Bu birliktelik, Husilerin kontrolündeki bölgelere yönelik operasyon kapasitesini artıracak. Ayrıca, Suudi Arabistan'ın Yemen'deki müttefikleriyle yaptığı diplomatik temaslar, savaşın yeniden başlaması durumunda daha geniş bir koalisyonun oluşmasına zemin hazırlıyor.
Yeni Savaşın Sinyalleri: Neden Şimdi?
Birleşmiş Milletler (BM) arabuluculuğunda 2022'de ilan edilen ateşkes büyük ölçüde ayakta kalsa da, ihlaller her iki tarafça da sık sık rapor ediliyor. Husilerin balistik füze ve insansız hava aracı saldırılarını sürdürmesi, uluslararası toplumun tepkisini çekiyor. Öte yandan, Husilerin Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları, küresel deniz ticaretini tehdit eder boyuta ulaştı.
Uzmanlara göre, Husilerin bu provokasyonları, İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırma çabalarının bir parçası. İran'ın Yemen'deki varlığı, hem askeri hem de istihbari açıdan güçlü. Ancak son dönemde uluslararası toplum, Husilere karşı daha sert bir tutum sergilemeye başladı. BM Güvenlik Konseyi'nde alınan kararlar, Husilerin silah tedarikini kesmeyi hedefliyor. Bu durum, Husilerin savaş kabiliyetini olumsuz etkileyebilir.
Yemen hükümeti ise, Ulusal Diyalog Konferansı'nın kararlarına dayanarak, Husilerin silahsızlandırılması ve siyasi sürece dahil edilmesi konusunda diretiyor. Ancak Husiler, bu çağrılara olumlu yanıt vermiyor. Aksine, Hudeyde limanı gibi stratejik noktalardaki varlıklarını güçlendiriyor. Bu durum, yeni bir askeri operasyon riskini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kimin Elini Güçlendirir?
Yemen'de çıkacak yeni bir savaş, sadece iç savaş olmaktan çıkıp bölgesel güç mücadelesinin bir parçası haline gelebilir. Suudi Arabistan'ın güney sınırlarındaki güvenliği açısından Yemen kritik öneme sahip. Riyad, Husilerin balistik füze tehdidini doğrudan kendi topraklarına yönelik algılıyor. Bu yüzden yeni bir askeri operasyona destek vermesi muhtemel.
BAE ise daha temkinli bir yaklaşım sergiliyor. Abu Dabi, Yemen'de doğrudan askeri varlık göstermek yerine, yerel müttefiklerini finanse ederek dolaylı bir rol oynamayı tercih ediyor. Bu strateji, hem maliyetleri azaltıyor hem de uluslararası kamuoyundaki tepkileri hafifletiyor. Ancak Kızıldeniz'in güvenliği, her iki ülkenin de ekonomik çıkarları için hayati.
İran tarafı ise, Husilere verdiği destekle bölgesel nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Tahran, Suudi Arabistan ve İsrail'e karşı bir koz olarak Yemen'i kullanıyor. Ancak İran'ın içinde bulunduğu ekonomik zorluklar ve uluslararası yaptırımlar, Husilere sağlanan desteğin sınırlarını belirleyebilir.
Küresel güçler açısından bakıldığında, ABD ve Çin, Kızıldeniz'in güvenliğini yakından takip ediyor. Enerji ticaretinin ve küresel tedarik zincirlerinin güvenliği, bu ülkelerin Yemen'deki gelişmelere kayıtsız kalmasını engelliyor. Özellikle ABD, Husilerin saldırılarına karşı deniz kuvvetlerini bölgede konuşlandırmış durumda. Bu yeni savaş, tüm bu aktörlerin çıkarlarını doğrudan etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Yemen'deki istikrarsızlık, Türkiye için doğrudan bir askeri tehdit oluşturmasa da, Kızıldeniz'in güvenliği ve bölgesel dengeler açısından önem taşıyor. Türkiye, Katar ve Somali ile yaptığı anlaşmalar doğrultusunda Kızıldeniz'deki varlığını artırma çabasında. Yemen'de çıkacak bir savaş, bu bölgedeki deniz ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir ve Türkiye'nin Afrika ile ticaretine zarar verebilir. Ayrıca, İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırması, Türkiye'nin Orta Doğu'daki etkinliğini dengeleme stratejisini zorlaştırabilir. Ankara, bu nedenle Yemen krizinin barışçıl çözümünü destekliyor ve taraflar arasında diyalog çağrısında bulunuyor.