ABD ile İran arasında son haftalarda tırmanan gerilim, Hürmüz Boğazı'nın güvenliği ve yaptırım rejimi etrafında stratejik bir çıkmaza dönüştü. Uzmanlar, Washington'un Tahran'dan boğazın açık tutulmasını talep etmeden önce kendi uyguladığı deniz blokajını kaldırması gerektiğini belirtiyor. İki ülke arasındaki bu karşılıklı hamleler, küresel enerji güvenliğini ve bölgesel istikrarı tehdit ediyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, 2018 yılında nükleer anlaşmadan tek taraflı çekildikten sonra İran'a karşı 'maksimum baskı' politikasını benimsedi. Bu kapsamda İran petrol ihracatını sıfırlamayı hedefleyen yaptırımlar uygulanırken, ABD Donanması Basra Körfezi'ndeki varlığını artırdı. İran ise buna karşılık olarak, küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği stratejik Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidinde bulundu. Son aylarda İran Devrim Muhafızları'na bağlı deniz kuvvetleri, boğazda 'provokatif' olarak nitelenen tatbikatlar düzenlerken, ABD de bölgeye uçak gemisi ve savaş uçağı takviyesi yaptı.
Tahran, yaptırımların kaldırılmaması halinde boğazı trafiğe kapatacağı sinyalini verirken, Washington bu tehdidi 'kabul edilemez' olarak niteliyor. Ancak analistler, ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasının uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğuna dikkat çekiyor. Zira İran, kendi kara sularında ve boğazın kontrolünde egemenlik haklarına sahip olduğunu savunuyor. Konu, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde de karmaşık bir hukuki boyut taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hürmüz Boğazı'nın olası bir kapatılması, küresel petrol fiyatlarını anında yükseltecek ve özellikle Asya ekonomilerini olumsuz etkileyecektir. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefiki Körfez ülkeleri, boğazın açık kalması için İran üzerinde baskı kuruyor. Ancak bu ülkeler aynı zamanda ABD'nin maksimum baskı politikasının bölgesel istikrarı tehdit ettiğini düşünüyor. Çin, Hindistan ve Japonya gibi büyük petrol ithalatçıları, tansiyonun düşürülmesi için diplomatik girişimleri destekliyor. Rusya ise İran'a lojistik ve askeri destek sağlayarak ABD'nin bölgedeki etkisini dengelemeye çalışıyor.
Uzmanlar, ABD'nin boğazı açık tutma söyleminin, aslında kendi uyguladığı fiili ablukayla çeliştiğini vurguluyor. Stratejik çıkmaz, iki tarafın da geri adım atmaması halinde sıcak bir çatışmaya dönüşebileceği endişesini artırıyor. Diplomatik kaynaklar, Umman ve Irak'ın arabuluculuk girişimlerinin henüz somut bir sonuç vermediğini bildiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithal eden bir ülke olarak, Hürmüz Boğazı'ndaki olası bir krizden doğrudan etkilenecektir. Petrol fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin cari açığını büyütecek ve enerji maliyetlerini yükseltecektir. Ayrıca Türkiye, İran ile Irak ve Katar üzerinden enerji işbirliği projeleri yürütmektedir; bu projeler bölgesel istikrarsızlıktan zarar görebilir. Ankara, ABD ve İran arasında denge politikası izlerken, hem NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini hem de İran ile enerji ve ticaret bağlantılarını korumak durumundadır. Bu nedenle Türkiye, gerilimin düşürülmesi ve diplomatik çözüm için aktif girişimlerde bulunmalıdır.