Avrupa Birliği (AB) liderleri, Ukrayna ve Moldova'nın bloka katılım sürecini resmen başlatma kararı aldı. Macaristan'ın yeni hükümetinin Budapeşte'nin vetosunu kaldırmasıyla yeşil ışık yakılan karar, Brüksel'deki zirvede oybirliğiyle onaylandı. Bu adım, savaş halindeki Ukrayna ve reform sürecindeki Moldova için tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Müzakerelerin ilk aşamasının önümüzdeki haftalarda başlaması bekleniyor.
Macaristan vetosunun kalkması süreci nasıl değiştirdi?
AB'nin genişleme süreci, Ukrayna'nın 2022'de başvurusu sonrasında hız kazanmıştı. Ancak Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, Ukrayna'daki Macar azınlığın haklarına ilişkin endişelerini gerekçe göstererek katılım müzakerelerinin başlatılmasını defalarca veto etmişti. Orbán'ın Ukrayna yanlısı olarak bilinen yeni başbakanı Gergely Gulyás'ın göreve gelmesiyle Budapeşte'nin tutumu değişti. Gulyás hükümeti, Ukrayna ile ikili düzeyde devam eden görüşmeler sonucunda azınlık hakları konusunda ilerleme kaydedildiğini açıkladı. Bunun üzerine Macaristan vetosunu kaldırdı ve AB üyesi 27 ülke tarihi kararı oybirliğiyle kabul etti.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, kararı "Avrupa'nın birliği ve gücünün kanıtı" olarak nitelendirdi. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Ukrayna Avrupa'ya dönüyor. Bugün tarih yazıldı" ifadelerini kullandı. Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu da kararı memnuniyetle karşılayarak, ülkesinin reform yolundaki kararlılığını vurguladı.
Müzakere süreci, AB müktesebatının 35 faslını kapsayacak şekilde yürütülecek. Tarafların reform takvimlerini sunması ve ilerleme raporları hazırlaması gerekecek. Uzmanlar, sürecin en az birkaç yıl sürebileceğini, ancak sembolik olarak bu kararın Kiev ve Kişinev için büyük bir moral kaynağı olduğunu belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Genişleme stratejisinin jeopolitik anlamı
AB'nin genişleme hamlesi, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırılarının ardından bloğun jeopolitik kimliğini yeniden tanımlama çabasının bir parçası olarak görülüyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna'nın NATO ve AB'ye entegrasyonunu kırmızı çizgi olarak tanımlarken, Brüksel'in bu adımı Moskova'ya doğrudan bir meydan okuma olarak yorumlanıyor. Öte yandan, AB içinde genişleme yorgunluğu yaşayan unsurlar da bulunuyor. Fransa ve Almanya gibi ülkeler, yeni üyelerin katılımıyla karar alma mekanizmasının daha da karmaşıklaşacağı endişesini taşıyor.
Moldova'nın sürece dahil edilmesi ise Transdinyester sorunu ve Rus yanlısı Gagavuzya özerk bölgesi nedeniyle ek zorluklar barındırıyor. Ancak Maia Sandu yönetimi, Avrupa yanlısı reformları hızlandırarak bu engelleri aşmayı hedefliyor. AB'nin genişleme politikasının Batı Balkanlar'daki ülkeleri de kapsayacak şekilde canlandırılması bekleniyor. Sırbistan, Karadağ, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek ve Kosova'nın üyelik süreçleri de benzer şekilde ivme kazanabilir.
Uzmanlar, kararın Rusya'nın Ukrayna'daki savaşına karşı bir "normalleşme" mesajı içerdiğini ve Transatlantik ittifakın güçlendirilmesine katkı sağlayacağını öne sürüyor. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken da kararı memnuniyetle karşılayarak, "Avrupa'nın birleşik duruşu, otoriter rejimlere karşı demokratik değerlerin üstünlüğünü göstermektedir" dedi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin Ukrayna ve Moldova ile katılım müzakerelerine başlaması, Türkiye'nin tam üyelik süreciyle doğrudan bir rekabet oluşturmasa da, blok içinde genişleme dinamiklerini yeniden şekillendirebilir. Türkiye, 1999'dan beri aday ülke statüsünde olmasına rağmen müzakerelerde yavaş ilerleme kaydediyor; bu durum, AB'nin Doğu Avrupa'ya öncelik vermesiyle daha da belirginleşebilir. Öte yandan, jeopolitik açıdan Türkiye, Ukrayna ve Moldova'nın AB'ye entegrasyonunu Karadeniz'de Rusya'nın etkisini dengeleyen bir faktör olarak görebilir. Ekonomik olarak ise, genişleyen AB pazarı Türk ihracatçıları için yeni fırsatlar yaratabilir. Ancak Türkiye'nin kendi müzakerelerinde Kıbrıs sorunu gibi siyasi engeller devam ettiği sürece, bu gelişmenin doğrudan bir etkisi sınırlı kalacaktır.