İngiltere Başbakanı Keir Starmer, göreve gelmesinin üzerinden geçen aylarda kendi siyasi mirasını şekillendirmeye çalışıyor. Ancak Guardian yazarı John Crace'in çarpıcı analizine göre, bu mirasın yazarı ne Starmer ne de İşçi Partisi. Brexit'in gölgesinde geçen on yıl, ülkenin siyasi ve ekonomik yapısını derinden dönüştürürken, Starmer'ın manevra alanı giderek daralıyor. Brexit referandumunun 10. yıldönümüne yaklaşırken yayımlanan belgeseller ve gazete dosyaları, Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılışının yarattığı travmanın hâlâ taze olduğunu gösteriyor. Crace, bu atmosferde Starmer'ın kendi hikâyesini yazmaya çalışmasını, aslında başkaları tarafından yazılmış bir senaryoda figüran olarak rol almaya benzetiyor.
Brexit'in Gölgesinde Bir Liderlik
Starmer, Mayıs 2021'de İşçi Partisi lideri seçildiğinde, partiyi Brexit sonrası bir rotaya sokma vaadiyle yola çıkmıştı. Ancak referandum sonucu ülkeyi bölerken, İşçi Partisi içinde de derin ayrışmalara yol açmıştı. Starmer'ın liderliği, eski lider Jeremy Corbyn'in gölgesinden kurtulma çabası olarak da okunabilir. Corbyn döneminde parti, Brexit konusunda net bir pozisyon alamamış ve seçmen nezdinde güven kaybına uğramıştı. Starmer, bu kaybı telafi etmek için AB ile daha yakın ilişkiler kurulması gerektiğini vurgulasa da, partinin tabanındaki Brexit yanlısı kesimlerin tepkisini çekiyor.
Crace'in analizine göre, Starmer'ın bir diğer sorunu da kamuoyu nezdinde yeterince güçlü bir lider profili çizememesi. Anketler, Başbakan'ın popülaritesinin düşük olduğunu ve seçmenlerin önemli bir kısmının onu “kararsız” ve “etkisiz” olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Brexit'in yarattığı ekonomik sıkıntılar, tedarik zinciri sorunları ve Ukrayna savaşının getirdiği enerji krizi, hükümetin elini zayıflatmış değil; aksine, halk gözünde başarısızlık algısını pekiştiriyor. Starmer, bu sorunları aşmak için sağlık, eğitim ve altyapı yatırımlarına ağırlık verse de, Brexit'in yarattığı yapısal engeller nedeniyle somut sonuçlar almakta zorlanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Avrupa'yla İlişkilerin Yeniden Tanımlanması
Starmer, Brexit sonrası İngiltere'nin Avrupa ile ilişkilerini yeniden canlandırma sözü vermişti. Ancak bugüne kadar bu konuda somut bir adım atılamaması, hem iç politikada hem de uluslararası alanda eleştirilere yol açıyor. AB ile gümrük birliği veya tek pazara yeniden katılım gibi seçenekler, İşçi Partisi içinde dahi tartışmalı. Öte yandan, İngiltere'nin güvenlik ve dış politika alanında ABD ve NATO ile iş birliğini derinleştirme çabası, bağımsız bir dış politika vizyonunun eksikliğini gözler önüne seriyor. The Guardian'ın haberine göre, Britanya'nın küresel bir oyuncu olarak rolü sorgulanırken, Starmer'ın “Küresel Britanya” söylemi pratikte karşılık bulamıyor. Bu durum, ülkenin uluslararası alandaki konumunu zayıflatırken, Avrupa güvenlik mimarisinde etkin rol almasını da engelliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Starmer'ın miras arayışı ve Brexit'in on yıllık etkileri, Türkiye'yi doğrudan ilgilendirmese de bölgesel güç dengeleri açısından önemli sinyaller veriyor. İngiltere, AB ile ilişkilerini yeniden tanımlamaya çalışırken, Türkiye'nin AB ile gümrük birliği müzakereleri ve vize serbestisi gibi başlıklarda İngiltere'nin tutumu belirleyici olabilir. Ayrıca, İngiltere'nin NATO'daki etkinliği, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs gibi konularda Türkiye'nin çıkarlarını etkiliyor. Starmer'ın zayıf liderlik algısı, İngiltere'nin bu bölgelerdeki diplomatik ağırlığını azaltabilir. Türkiye, Brexit sonrası İngiltere ile ikili ticaret anlaşmalarını güçlendirme çabasında olsa da, siyasi istikrarsızlık bu beklentileri gölgeliyor. Sonuç olarak, İngiltere'deki siyasi belirsizlik, Türkiye dahil birçok ülke için fırsat ve riskler barındırıyor.