ZÜRİH – İsviçre, Pazar günü ülke nüfusunu 10 milyon ile sınırlamayı öngören tartışmalı bir referandumda sandık başına gidiyor. Brexit oylamasına benzetilen ve “sürdürülebilirlik girişimi” olarak adlandırılan bu öneri, kabul edilmesi halinde İsviçre ekonomisi ve Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde köklü değişikliklere yol açabilir. Yaklaşık 8,7 milyon nüfusa sahip ülkede, mevcut göç oranları devam ederse 10 milyon eşiğine 2030'ların ortasında ulaşılması bekleniyor.
Girişimin içeriği ve arka planı
Sürdürülebilirlik girişimi, Yeşil Liberal Parti ve muhafazakar-milliyetçi İsviçre Halk Partisi'nin (SVP) ortak çalışmasıyla hazırlandı. Girişim, İsviçre Anayasası'na nüfusun 2050'den önce 10 milyonu aşamayacağına dair bir madde eklenmesini öngörüyor. Öneri, sadece doğrudan yabancı göçü değil, aynı zamanda doğal nüfus artışını da kapsıyor. Ancak uygulamada, mevcut demografik eğilimler ve İsviçre'nin AB ile imzaladığı serbest dolaşım anlaşması nedeniyle, öncelikli hedefin göçü sınırlamak olduğu belirtiliyor.
İsviçre, AB ile kişilerin serbest dolaşımı anlaşmasına taraf. Bu anlaşma, AB vatandaşlarının İsviçre'de yaşamasına ve çalışmasına izin veriyor. Girişim kabul edilirse, hükümetin nüfus sınırını aşmamak için göçü kısıtlaması gerekecek. Bu da büyük olasılıkla AB ile serbest dolaşım anlaşmasının askıya alınması veya yeniden müzakere edilmesi anlamına gelecek. AB yetkilileri, bu tür bir adımı “kırmızı çizgi” olarak nitelendiriyor ve İsviçre'nin iç pazar erişiminin tehlikeye gireceği uyarısında bulunuyor.
Girişimciler ve iş dünyası ise karara karşı çıkıyor. İsviçre'nin en büyük işveren örgütü Economiesuisse, nüfus sınırının iş gücü kıtlığına ve ekonomik durgunluğa yol açacağını savunuyor. Özellikle inşaat, sağlık ve teknoloji sektörleri yabancı iş gücüne yoğun şekilde bağımlı. Hükümet ve parlamento da girişime karşı çıkıyor, ancak referandumun sonucu bağlayıcı olacak.
Bölgesel ve küresel boyut
Referandum, sadece İsviçre içi bir mesele değil; Avrupa genelinde göç ve egemenlik tartışmalarını alevlendirme potansiyeli taşıyor. Brexit'ten sonra AB ile ilişkilerde yeni bir kırılma noktası olarak görülen bu oylama, diğer Avrupa ülkelerinde de benzer girişimleri teşvik edebilir. Aşırı sağ partiler, İsviçre örneğini kendi ulusal sınırlama politikaları için bir model olarak gösterebilir.
Ekonomik açıdan, serbest dolaşımın sınırlanması, İsviçre'nin AB ile ticaretini ve yatırım akışını olumsuz etkileyebilir. İsviçre, AB'nin üçüncü büyük ticaret ortağı konumunda ve ihracatının yaklaşık yarısını AB'ye yapıyor. Uzmanlar, anlaşmaların bozulması durumunda GSYİH'da yüzde 2-3 oranında kayıp yaşanabileceğini tahmin ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsviçre'deki nüfus sınırlama referandumu, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türkiye, AB ile ilişkilerinde serbest dolaşım ve vize muafiyeti gibi konularda ilerleme beklerken, İsviçre'nin bu tür bir kısıtlamaya gitmesi AB içinde göç karşıtı söylemleri güçlendirebilir. Ayrıca, İsviçre'de yaşayan yaklaşık 100 bin Türk kökenli nüfus bulunuyor; olası bir göç kısıtlaması, aile birleşimi ve iş fırsatlarını etkileyebilir. Küresel ölçekte ise gelişmiş ülkelerde artan göç karşıtlığının bir yansıması olarak, uluslararası iş gücü hareketliliğinin geleceğine dair önemli bir sinyal teşkil ediyor.