İnternet ve sosyal medya, sağlık bilgisine erişimi demokratikleştirirken aynı zamanda yanlış bilginin yayılmasına da zemin hazırlıyor. Doktor ve yazar Deborah Cohen, bilim ve teknoloji üzerine yayın yapan bir podcast serisinin ilk bölümünde, sağlık alanındaki dezenformasyonun giderek büyüyen bir tehdit haline geldiğini vurguluyor. Cohen'e göre, sosyal medya fenomenleri ve çevrimiçi platformlar, kanıta dayalı tıbbın yerini alarak milyonlarca insanın sağlık kararlarını etkiliyor. Bu durum, bireysel sağlıktan küresel halk sağlığına kadar geniş bir yelpazede ciddi sonuçlar doğuruyor.
Dezenformasyonun Yeni Yüzü: Sosyal Medya Fenomenleri
Geleneksel sağlık iletişimi doktorlar, bilim insanları ve resmi kurumlar tarafından yürütülürken, günümüzde sosyal medya fenomenleri bu rolü üstlenmeye başladı. Instagram, TikTok ve YouTube gibi platformlarda milyonlarca takipçiye ulaşan bu kişiler, çoğu zaman tıbbi eğitim almamış olmalarına rağmen beslenme, takviyeler, aşılar ve alternatif tedaviler hakkında kesin yargılarda bulunuyor. Cohen, bu durumun "bilgi kirliliği" yarattığını ve insanların kanıta dayalı tıbba olan güvenini zedelediğini belirtiyor.
Özellikle pandemi döneminde ivme kazanan sağlık dezenformasyonu, aşı karşıtlığından mucizevi kürlere kadar geniş bir yelpazede kendini gösterdi. Cohen, podcastte, bazı fenomenlerin tıbbi geçmişi olmayan ürünleri tavsiye ederek takipçilerini yanılttığını, hatta zararlı olabilecek uygulamaları teşvik ettiğini anlatıyor. Bu durum, düzenleyici kurumları zor durumda bırakırken, sağlık profesyonellerinin de güvenilir bilgiyi yayma çabalarını baltalıyor.
Cohen'e göre, sosyal medya algoritmaları, sansasyonel ve tartışmalı içerikleri öne çıkararak dezenformasyonun yayılmasını hızlandırıyor. Bir fenomenin yanlış bir iddiası, bilimsel bir makaleden çok daha hızlı yayılabiliyor. Bu durum, özellikle genç ve savunmasız kullanıcılar için büyük bir risk oluşturuyor.
Kanıta Dayalı Tıp vs. Çevrimiçi Trendler
Kanıta dayalı tıp (EBM), klinik kararların en iyi bilimsel kanıtlara dayanmasını savunan bir yaklaşım. Ancak sosyal medyada yayılan trendler, çoğu zaman bilimsel yöntemlerle test edilmemiş, anekdotsal kanıtlara dayanıyor. Cohen, bu çatışmanın sağlık hizmetlerinin kalitesini düşürdüğünü ve hastaların yanlış yönlendirilmesine neden olduğunu vurguluyor. Örneğin, bazı beslenme akımları veya detoks kürleri, bilimsel destekten yoksun olmasına rağmen popüler hale gelebiliyor.
Cohen, podcastte, sağlık profesyonellerinin bu yeni medya ortamında nasıl etkili bir şekilde iletişim kurabileceği sorusuna da değiniyor. Ona göre, doktorlar ve bilim insanları, sosyal medyayı daha aktif kullanarak doğru bilgiyi yaymalı ve dezenformasyonla mücadele etmelidir. Ancak bu, yalnızca bireysel çabalarla değil, aynı zamanda platformların sorumluluk alması ve düzenleyici politikaların geliştirilmesiyle mümkün olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sağlık dezenformasyonu, Türkiye'de de giderek büyüyen bir sorun haline geliyor. Sosyal medya kullanımının yüksek olduğu ülkemizde, takviyeler ve alternatif tedaviler konusunda yanlış bilgiler hızla yayılabiliyor. Sağlık Bakanlığı ve ilgili kurumlar, doğru bilgiyi teşvik etmek için kamu spotları ve sosyal medya kampanyaları düzenlese de, fenomenlerin etkisi büyük. Türkiye'de özellikle beslenme ve diyet alanındaki yanlış yönlendirmeler ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Bu bağlamda, Cohen'in podcastte dile getirdiği endişeler, Türkiye için de geçerli ve ülkemizdeki sağlık okuryazarlığı seviyesinin artırılması için bir uyarı niteliği taşıyor. Dijital platformlarda sağlık içeriği üretenlere yönelik etik kuralların belirlenmesi ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, bu mücadelede önemli adımlar olacaktır.