Singapur'un egemen varlık fonu GIC Pte, son beş yıllık dönemde (2024 Haziran itibarıyla) geçerliliği olan yıllık bileşik getirisini yüzde 8,8 olarak açıkladı. Bu oran, fonun 10 yıldan uzun süredir bildirdiği en düşük beş yıllık getiri olarak kayıtlara geçti. Fon yöneticileri düşüşte, portföydeki risklerin önceden azaltılmasının ve tahvil yatırımlarının tam olarak toparlanamamasının etkili olduğunu belirtti. Amerika Birleşik Devletleri, GIC'in en büyük pazarı olmaya devam ediyor.
Düşüşün arka planı ve portföy dağılımı
GIC'in yıllık raporuna göre, fonun beş yıllık getirisi 2013'te kaydedilen yüzde 7,7'lik seviyeye yaklaştı. 2023 itibarıyla 769 milyar dolar büyüklüğe ulaştığı tahmin edilen GIC, küresel piyasalardaki dalgalanmalara karşı temkinli bir duruş sergiledi. Özellikle 2020 sonrası yüksek enflasyon ve faiz artışları, tahvil fiyatlarını baskılarken, fonun sabit getirili varlıklarından beklenen performans gelmedi. Hisse senedi ağırlığı ise gelişmiş piyasalarda yoğunlaştı. GIC, portföyünde yüzde 17 oranında tahvil, yüzde 30 özel piyasa yatırımı ve yüzde 53 halka açık hisse senedi bulunduruyor.
Küresel yatırım trendleri ve ABD’nin rolü
GIC, ABD'de teknoloji, sağlık ve enerji sektörlerine yönelik yatırımlarını sürdürürken, Çin ve diğer gelişen piyasalardaki riskleri dengeleme çabasında. Fonun CEO'su Jeffrey Jaensubhakij, “Uzun vadeli getirilerimizi iyileştirmek için portföyümüzü daha dayanıklı hale getiriyoruz. ABD, inovasyon ve likidite açısından avantajlı konumunu koruyor.” ifadelerini kullandı. Asya-Pasifik bölgesinde ise Japonya ve Hindistan öne çıkarken, Avrupa yatırımları görece düşük kaldı. GIC’in kararları, küresel sermaye akışları ve jeopolitik risklerin yatırım stratejilerine etkisi açısından yakından takip ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
GIC gibi büyük egemen fonların risk iştahındaki azalma, Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalara yönelik yatırımların da seçici hale gelmesine yol açıyor. Türkiye’nin yüksek enflasyon ve kur dalgalanmaları, uzun vadeli fonlar için ek risk oluşturuyor. Ancak GIC'in portföyünde henüz büyük bir Türkiye pozisyonu bulunmamakla birlikte, küresel likidite koşulları ve Türkiye'nin makroekonomik istikrarı, gelecekteki olası fon akışları için belirleyici olacak. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası sermaye çekme çabalarında reform ve güven ortamının önemini bir kez daha ortaya koyuyor.