Hong Kong'da sigara kullanımı son yıllarda belirgin şekilde azalırken, kadınlar arasında akciğer kanseri vakaları yüzde 20 oranında arttı. Bu paradoks, sağlık uzmanlarını ve araştırmacıları kanserin nedenlerini yeniden değerlendirmeye itiyor. South China Morning Post'un altı bölümlük Health Matters serisinin ikinci yazısında Elizabeth Cheung, Hong Konglu kadınlarda akciğer kanserinin yükselişini, sigara dışındaki risk faktörlerini ve erken teşhis için artan çağrıları inceliyor. Uzmanlar, hava kirliliği, pasif içicilik, genetik yatkınlık ve yemeklik yağ dumanı gibi etkenlerin bu artışta rol oynayabileceğini belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Neden Kadınlar Daha Fazla Etkileniyor?
Hong Kong'da kadınlarda akciğer kanseri insidansı 2010-2019 yılları arasında yüzde 20 artış gösterdi. Oysa aynı dönemde erkeklerde vaka sayısı yüzde 5 azaldı. Bu eğilim, dünya genelinde kadınlarda akciğer kanseri oranlarının arttığı bir tabloyla örtüşüyor. Sigara kullanımı Hong Kong'da son 30 yılda yarı yarıya düşmesine rağmen, kadınlardaki vaka artışı dikkat çekiyor. Bilim insanları, bu durumun kadınların sigara dışındaki risk faktörlerine daha fazla maruz kalmasıyla açıklanabileceğini düşünüyor. Özellikle hava kirliliği, iç mekanlarda yemek pişirme sırasında oluşan buharlar, genetik mutasyonlar ve HPV gibi virüsler akciğer kanseriyle ilişkilendiriliyor. Hong Kong Üniversitesi'nden Prof. Dr. John Tam, "Kadın akciğer kanseri hastalarının yüzde 60'ı hiç sigara içmemiş. Bu, diğer çevresel ve genetik faktörlerin önemini gösteriyor" diyor.
Özellikle EGFR mutasyonu, sigara içmeyen Asyalı kadınlarda yaygın görülüyor. Bu genetik değişiklik, tümörlerin hedefe yönelik tedavilere yanıt verme olasılığını artırıyor. Ancak erken teşhis hala kritik. Hong Kong'da akciğer kanseri vakalarının çoğu ileri evrede teşhis ediliyor ve bu da hayatta kalma oranını düşürüyor. Bu nedenle, sivil toplum kuruluşları ve doktorlar, düşük doz BT taramalarıyla düzenli tarama programlarının başlatılması için çağrı yapıyor. Şu anda Hong Kong'da akciğer kanseri için ulusal bir tarama programı bulunmuyor; sadece yüksek riskli gruplara yönelik pilot çalışmalar yapılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Asya'da Artan Endişe
Hong Kong'daki bu eğilim, Asya genelinde kadınlarda akciğer kanserinin yükselişini yansıtıyor. Çin, Japonya, Güney Kore ve Tayvan'da da benzer oranlar gözlemleniyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, akciğer kanseri küresel olarak kadınlarda en sık görülen ikinci kanser türü. Asya'da kadınlarda akciğer kanseri insidansı, Avrupa ve Kuzey Amerika'ya kıyasla daha hızlı artıyor. Bunun nedenleri arasında hava kirliliği, özellikle PM2.5 partiküllerine yoğun maruziyet, biyokütle yakıtlarıyla yemek pişirme alışkanlıkları ve genetik faktörler sayılıyor. Hong Kong Çevre Koruma Departmanı verilerine göre, şehirdeki PM2.5 seviyeleri zaman zaman Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği sınırların üzerine çıkıyor. Ayrıca, Asya mutfaklarında yaygın olan wok tavasında yüksek sıcaklıkta kızartma, iç mekan hava kalitesini olumsuz etkiliyor. Uzmanlar, bu faktörlerin bir araya gelmesinin kadınlarda akciğer kanseri riskini artırdığını vurguluyor. Bölgesel işbirliği ve ortak tarama protokollerinin oluşturulması, bu sorunun çözümünde önemli bir adım olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hong Kong'daki bu gelişme, Türkiye için de önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye'de kadınlarda akciğer kanseri vakaları son yıllarda artış gösteriyor. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, kadınlarda akciğer kanseri insidansı 2010-2020 arasında yüzde 15 arttı. Sigara kullanımı Türkiye'de hala yüksek olmakla birlikte, hava kirliliği ve iç mekan hava kalitesi de önemli risk faktörleri arasında. Özellikle büyük şehirlerde PM2.5 seviyeleri Hong Kong'u aratmayacak düzeyde. Türkiye'de akciğer kanseri tarama programları sınırlı ve çoğu vaka ileri evrede teşhis ediliyor. Bu durum, sağlık politikalarında erken teşhis ve çevresel risk faktörlerine yönelik önlemlerin güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Türkiye'nin, Hong Kong ve diğer Asya ülkelerindeki deneyimlerden yararlanarak kadınlara yönelik hedefli tarama programları başlatması ve hava kirliliğiyle mücadeleyi hızlandırması kritik önem taşıyor.