Ermenistan, siyasi geleceğini belirleyecek kritik bir erken parlamento seçimi için bugün sandık başına gidiyor. Seçimler, Başbakan Nikol Paşinyan ile Rusya arasındaki gerilimin tırmandığı bir dönemde gerçekleşirken, Kremlin'in üstü kapalı tehditleri ve eski ABD Başkanı Donald Trump'ın sosyal medya üzerinden yaptığı tartışmalı çağrı, seçim sürecine uluslararası bir boyut kazandırdı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, Ermenistan'ın izlediği yolun Ukrayna'nın daha önce gittiği yola benzediğini ima ederek, Paşinyan hükümetine açık bir uyarı gönderdi. Bu açıklama, Ermenistan'ın Batı ile yakınlaşma çabaları ve Dağlık Karabağ sonrası Rusya'ya duyulan güvensizlik bağlamında büyük yankı uyandırdı. Öte yandan Trump, Truth Social hesabından Ermenilere seslenerek 'Make Armenia Great Again' ifadesini kullandı ve Paşinyan'ı 'büyük bir lider' olarak nitelendirdi. Seçimler, ülkenin demokratik geleceği ve bölgesel dengeler açısından belirleyici olacak.
Ermenistan-Rusya gerilimi ve seçimlerin arka planı
Ermenistan, 2020 Dağlık Karabağ Savaşı'nın ardından derin bir siyasi kriz yaşıyor. Savaşın kaybedilmesi, Paşinyan hükümetine yönelik protestoları tetiklemiş ve erken seçim taleplerini gündeme getirmişti. Paşinyan, Kasım 2020'de imzalanan ateşkes anlaşmasıyla Karabağ'ın büyük bölümünü Azerbaycan'a bırakmak zorunda kalmış, bu da milliyetçi kesimler tarafından bir 'ihanet' olarak nitelendirilmişti. Ancak Paşinyan, seçimlerde halktan yeniden yetki istiyor ve vaatlerini 'barış ve reform' üzerine kuruyor.
Putin'in son açıklamaları, Rusya'nın Ermenistan üzerindeki etkisini kaybetme endişesini yansıtıyor. Ermenistan, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üyesi olmasına rağmen, Karabağ savaşında Rusya'nın yeterli desteği vermediğini düşünüyor. Bunun üzerine Paşinyan, Batı ile ilişkileri güçlendirme yoluna gitmiş, ABD ve Avrupa Birliği'nden askeri ve ekonomik yardım almıştı. Kremlin'in bu durumu 'NATO'ya kayma' olarak yorumladığı ve Paşinyan'ı Ukrayna örneğiyle uyardığı görülüyor. Putin'in sözleri, Ermenistan'ın egemenliğine doğrudan bir meydan okuma olarak algılanıyor.
Trump'ın çağrısı ve seçimlerin bölgesel boyutu
Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın Ermenistan seçimlerine müdahil olması, ABD iç siyasetindeki yansımaları kadar bölgesel dengeler açısından da önemli. Trump, 'Make Armenia Great Again' sloganıyla Ermeni diasporasının oylarını hedefliyor gibi görünse de, bu açıklama Paşinyan'a uluslararası bir destek mesajı olarak da okunabilir. Trump'ın Paşinyan'ı övmesi, ABD'nin Ermenistan'a yönelik politikasında bir değişiklik sinyali olarak yorumlanabilir. Ancak Trump'ın resmi bir görevi olmadığı için bu açıklamaların sembolik kaldığı belirtiliyor.
Seçimler, sadece Ermenistan'ın iç siyasetini değil, aynı zamanda Güney Kafkasya'daki güç dengelerini de etkileyecek. Azerbaycan yakından takip ederken, Türkiye de bölgedeki istikrarın korunması açısından seçim sonuçlarına odaklanmış durumda. Ermenistan'ın Batı'ya yönelmesi, Rusya'nın bölgedeki etkisini zayıflatabilir ve Ankara'nın Bakü ile koordinasyonunu daha da önemli hale getirebilir. Öte yandan, Paşinyan'ın seçimi kazanması halinde, Türkiye ile normalleşme sürecinin hızlanması bekleniyor. Seçimlerin ardından atılacak adımlar, bölgesel barış ve işbirliği açısından kritik öneme sahip.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ermenistan'daki seçimler, Türkiye'nin Güney Kafkasya politikası açısından doğrudan önem taşıyor. Paşinyan'ın barış yanlısı söylemi ve Türkiye ile normalleşme adımları, Ankara'nın Bakü ile koordinasyon halinde yürüttüğü bölgesel istikrar çabalarını etkileyebilir. Rusya'nın seçimlere müdahale girişimi, Türkiye'nin Kafkasya'daki nüfuzunu artırma fırsatı sunarken, Trump'ın çağrısı ABD'nin bölgeye olan ilgisini gösterse de somut bir politika değişikliği anlamına gelmiyor. Türkiye, Ermenistan'ın bağımsız bir dış politika izlemesi halinde, Zengezur Koridoru ve Karabağ'daki dengelerin korunması açısından seçim sonuçlarını yakından takip edecek. Paşinyan'ın zaferi, Ankara-Erişan arasındaki diyaloğu hızlandırabilirken, milliyetçi bir hükümetin işbaşına gelmesi ilişkileri yeniden gerginleştirebilir. Bu nedenle Türkiye, hem diplomatik kanalları açık tutarak hem de Azerbaycan ile koordinasyonu güçlendirerek süreci yönetmeye çalışıyor.