Kudüs'ten gelen raporlara göre, İsrail yönetimi, İslam'ın en kutsal mekanlarından biri olan Mescid-i Aksa'nın kontrolünü ele geçirmeye yönelik adımlar atıyor. Uzmanlara göre, bu adım hayata geçirilirse sonuçları savaştan teröre, diplomatik ilişkilerin kopmasına kadar geniş bir yelpazede felaket olabilir. Mescid-i Aksa, Müslümanlar için kıblelerin ilki ve üç kutsal camiden birisi olmasının yanı sıra, Filistin davasının da sembolü. Bu nedenle, İsrail'in bu yöndeki herhangi bir girişimi, yalnızca Filistinlileri değil, tüm İslam dünyasını ve uluslararası toplumu derinden etkileyebilecek bir krize yol açabilir.
Gelişmenin Arka Planı
Kudüs'teki tarihi statüko, 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan bu yana Mescid-i Aksa'nın, Ürdün Vakfı'nın yönetimi altında bulunmasını ve Müslümanların ibadetine açık olmasını öngörüyor. Ancak son yıllarda aşırı sağcı İsrailli grupların ve bazı hükümet yetkililerinin, Mescid-i Aksa'da ibadet etme ve burada Yahudi tapınağını yeniden inşa etme yönündeki çağrıları artıyor. Bu durum, bölgede gerginliğin sürekli olarak yükselmesine yol açıyor.
Son raporlar, İsrail polisinin Mescid-i Aksa avlusunda düzenli olarak devriye gezdiğini, kapılarda kimlik kontrolleri yaptığını ve zaman zaman Filistinli cemaat üyelerinin girişini engellediğini gösteriyor. Ayrıca, İsrail hükümetinin, Mescid-i Aksa'nın statüsünü değiştirmeye yönelik yasal düzenlemeler üzerinde çalıştığı da iddia ediliyor. Bu adımların, Mescid-i Aksa'nın tamamen İsrail kontrolüne geçmesi ve Ürdün'ün vesayetinin sona erdirilmesi yönünde atılmış adımlar olabileceği yorumları yapılıyor.
Uzmanlara göre, böylesi bir gelişme, hem Filistin topraklarında hem de tüm İslam dünyasında büyük bir infial yaratacaktır. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Arap Birliği gibi kuruluşların, daha önce yaptıkları uyarılarda, Mescid-i Aksa'nın statüsüyle oynanmasının, bölgesel savaş riskini artıracağını ve terör örgütlerinin eline yeni bir propaganda malzemesi vereceğini vurgulamıştı.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Mescid-i Aksa'nın İsrail tarafından fiilen ele geçirilmesi, yalnızca Filistin-İsrail çatışmasını derinleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda bölgesel ve küresel güç dengelerini de sarsacaktır. Öncelikle, Ürdün ile İsrail arasında imzalanan barış antlaşması (1994) bu gelişmeden doğrudan etkilenecek. Ürdün, Mescid-i Aksa'nın hamiliğini üstlenmiş durumda ve bu statünün değişmesi, Ürdün'ü iç siyasetinde zor durumda bırakacak, hatta barış antlaşmasını gözden geçirmeye itebilir.
Mısır ve Suudi Arabistan gibi Arap ülkeleri de, İsrail ile normalleşme süreçlerini sürdürüyorlar ancak bu adım, kamuoylarında büyük bir tepkiye yol açacak ve bu ülkelerin hükümetlerini zor durumda bırakacaktır. Ayrıca, İran ve Türkiye gibi bölgesel güçlerin de bu gelişmeye sert tepki vermesi bekleniyor. İran, uzun süredir İsrail karşıtı söylemini bu tür olaylarla pekiştirirken, Türkiye'nin de Mescid-i Aksa'ya yönelik her türlü tehdide karşı çıkacağı ve Filistin davasını destekleyeceği biliniyor.
Küresel boyutta ise, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) bu konu gündeme gelebilir. ABD'nin İsrail'e verdiği destek, BMGK kararlarını etkisiz kılabilir ancak uluslararası toplumun büyük bir kısmı, İsrail'in bu adımını kınayacak ve yaptırım çağrılarında bulunabilir. Ayrıca, bu tür bir gelişme, radikal İslamcı grupları harekete geçirebilir ve küresel terör saldırılarının artmasına neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mescid-i Aksa'nın statüsüne yönelik her türlü değişikliği kendi milli güvenlik meselesi olarak görmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, birçok kez Mescid-i Aksa'nın Müslümanların kırmızı çizgisi olduğunu vurgulamış ve bu konuda İsrail'e karşı sert uyarılarda bulunmuştur. Türkiye, Filistin davasını destekleyen politikalarıyla bölgede etkin bir rol oynamakta ve bu tür bir gelişme, Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerini tamamen koparma noktasına getirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin İİT ve BM nezdinde girişimlerde bulunarak uluslararası toplumu harekete geçirmesi beklenir. Ekonomik olarak ise, bölgede yaşanacak bir istikrarsızlık Türkiye'nin ticaretini ve enerji güvenliğini olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu nedenle Mescid-i Aksa'nın statükosunun korunması için diplomatik ve siyasi tüm imkanları seferber edecektir.