Suriye'de 2025 yılında Ahmed eş-Şaraa liderliğindeki yeni hükümet, Batı yaptırımlarının kademeli olarak kaldırılmasının ardından dış politikada “sıfır sorun” yaklaşımını benimserken, ülke içinde güvenlik ve istikrar sorunları derinleşiyor. Rob Geist Pinfold'un 2025'te kaleme aldığı “Mart Katliamları Suriye'nin Acil Çözümlere İhtiyacı Olduğunu Gösteriyor, Yaptırımlara Değil” başlıklı yazısında vurguladığı gibi, yaptırımların hafifletilmesi Batı'nın yeni Suriye yönetimiyle olumlu angajman kurmasının başlıca yollarından biriydi. Aradan geçen bir yılda yaptırım muafiyetleri hayata geçti ve Şaraa yönetimi uluslararası alanda meşruiyet kazanırken, iç cephede ise farklı bir tablo ortaya çıktı.
Yaptırımların Kaldırılması ve Diplomatik Açılım
2025 yılı boyunca ABD ve Avrupa Birliği, Suriye'nin yeniden inşası ve insani yardımların ulaştırılması için yaptırımlarda önemli gevşetmelere gitti. Özellikle Şaraa yönetiminin ılımlı mesajları ve bölgesel aktörlerle diyalog arayışı, Batı başkentlerinde karşılık buldu. Pinfold'un makalesinde altını çizdiği üzere, Mart 2025'te yaşanan ve çok sayıda sivilin hayatını kaybettiği katliamlar, uluslararası toplumun Suriye'ye yönelik politikasını yeniden gözden geçirmesine neden olmuştu. Ancak bir yıl sonra, yaptırımların kaldırılması somutlaştı ve Suriye, Arap Birliği'ne dönüş sürecini hızlandırdı. Şaraa, Suudi Arabistan, BAE ve Mısır gibi bölge ülkeleriyle üst düzey temaslarda bulunarak ekonomik yardım ve yatırım taahhütleri aldı.
Buna karşın, içerideki güvenlik durumu endişe verici boyutlarda. Ülkenin kuzeyinde PKK/YPG uzantısı SDG ile Şam yönetimi arasındaki gerilim sürüyor; güneyde Deraa ve Süveyda'da yerel aşiretler arası çatışmalar zaman zaman alevleniyor. Şaraa yönetimi, güvenlik güçlerini yeniden yapılandırma ve eski rejim unsurlarını tasfiye etme sürecinde zorlanıyor. İçişleri Bakanlığı'na bağlı kolluk kuvvetlerinin etkinliği sorgulanırken, ülke genelinde silahlı grupların varlığı devam ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suriye'nin dış politikadaki açılımı, Rusya'nın askeri varlığını azaltması ve İran'ın etkisinin zayıflamasıyla paralel ilerliyor. Moskova, Lazkiye'deki Hmeymim ve Tartus üslerini korumakla birlikte, Şam'a olan ekonomik desteğini gözden geçiriyor. Tahran ise Suriye'deki nüfuzunu kaybetmemek için Şii milisler üzerinden baskı kurmaya çalışıyor. Bu durum, İsrail'in Suriye içindeki İran bağlantılı hedeflere yönelik hava saldırılarını da beraberinde getiriyor. Öte yandan Türkiye, Suriye'nin kuzeyindeki PKK/YPG varlığını ulusal güvenlik tehdidi olarak görüyor ve Şam yönetiminden bu yapılanmaya karşı somut adımlar atmasını bekliyor. ABD ise SDG'ye verdiği desteği sorgularken, Suriye'nin toprak bütünlüğünü ve Şaraa yönetimini desteklediğini yineliyor.
Yaptırımların kalkması, Suriye ekonomisine sınırlı da olsa bir rahatlama getirdi; ancak yolsuzluk, altyapı yıkımı ve beyin göçü gibi yapısal sorunlar devam ediyor. Uluslararası yardım kuruluşları, insani erişimin hala kısıtlı olduğunu ve milyonlarca Suriyelinin temel ihtiyaçlara erişemediğini raporluyor. Şaraa yönetiminin meşruiyeti, içeride sağlanacak istikrara ve ekonomik iyileşmeye bağlı. Aksi halde, dış politikadaki kazanımlar kalıcı olmayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Suriye'deki gelişmeleri yakından izliyor; zira sınır güvenliği, PKK/YPG tehdidi ve mülteci meselesi doğrudan etkileniyor. Şaraa yönetiminin yaptırımların kalkmasıyla elde ettiği diplomatik ivme, Ankara için bir fırsat penceresi sunuyor. Türkiye, Suriye'nin toprak bütünlüğünü desteklerken, kuzeydeki terör yapılanmasının tasfiyesi konusunda Şam'dan somut adımlar bekliyor. Ayrıca, ekonomik ilişkilerin canlanması ve Suriyeli mültecilerin güvenli dönüşü için iş birliği potansiyeli mevcut. Ancak iç istikrarsızlık ve İran-İsrail gerilimi, Türkiye'nin güvenlik hesaplarını zorlaştırabilir. Bu nedenle Ankara, Şaraa yönetimine hem destek verip hem de PKK/YPG konusunda tavizsiz bir tutum sergilemeli.