Suudi Arabistan, Riyad Uluslararası Havalimanı'na Pazar günü düzenlenen ve ilk belirlemelere göre 12 kişinin ölümüne, 300'den fazla kişinin yaralanmasına neden olan saldırının ardından Yemen'deki Husi isyancılarına karşı "kararlı bir yanıt" vereceğini açıkladı. Yetkililer, saldırının son on yılın en ölümcül saldırısı olduğunu belirtti. Suudi liderliğindeki koalisyon, saldırının balistik füze veya insansız hava aracıyla gerçekleştirildiğini değerlendiriyor.
Saldırının ayrıntıları ve Suudi yönetiminin tepkisi
Pazar günü yerel saatle öğleden sonra Riyad'daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen saldırıda, havalimanı terminali ve çevresinde büyük hasar meydana geldi. Suudi yetkililer, saldırıda 12 kişinin hayatını kaybettiğini, 300'den fazla kişinin yaralandığını bildirdi. Yaralılar arasında kadınlar ve çocukların da bulunduğu, bazı yaralıların durumunun ağır olduğu aktarıldı. Saldırıyı henüz üstlenen olmasa da Suudi Arabistan, Yemen'deki Husi militanlarını işaret etti.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "Bu alçak saldırı, Suudi Arabistan'ın güvenliğine ve istikrarına yönelik bir tehdittir. Krallık, bu saldırıya kararlı ve orantılı bir yanıt verecektir. Yemen'deki Husi milisleri, uluslararası toplumun önünde hesap verecektir" ifadelerine yer verildi. Suudi Arabistan'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi de konuyu BM Güvenlik Konseyi'ne taşıyacaklarını duyurdu.
Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu Sözcüsü Turki el-Maliki, yaptığı basın toplantısında, "Saldırının faili Husi milisleridir. Bu, Riyad'a yönelik son yıllardaki en büyük ve en ölümcül saldırıdır. Koalisyon olarak gerekli tüm önlemleri alacağız. Sivil hedeflere yönelik bu tür saldırılar asla cevapsız kalmayacaktır" dedi. El-Maliki, saldırıda kullanılan mühimmatın İran yapımı olduğunu iddia etti.
Yemen krizi ve bölgesel gerilim
Yemen'de 2014 yılından bu yana süren iç savaşta, Husi isyancılar başkent Sanaa ve çevresinin büyük bölümünü kontrol ediyor. Suudi Arabistan, 2015 yılında meşru Yemen hükümetini desteklemek amacıyla Husi'lere karşı askeri müdahale başlattı. Yaklaşık on yıldır devam eden çatışmalarda on binlerce sivil hayatını kaybetti, milyonlarca kişi yerinden edildi ve ülke dünyanın en büyük insani krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı.
Husi güçleri daha önce de Suudi Arabistan'ın çeşitli kentlerine ve petrol tesislerine yönelik füze ve İHA saldırıları düzenlemişti. 2019 yılında Suudi Arabistan'ın doğusundaki Abqaiq ve Khurais petrol tesislerine yapılan saldırılar, küresel petrol arzında geçici bir kesintiye yol açmıştı. Ancak Riyad Havalimanı'na yönelik bu son saldırı, sivil kayıpların yüksekliği ve hedefin stratejik önemi nedeniyle öncekilerden ayrılıyor.
Birleşmiş Milletler Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg, saldırıyı kınayarak taraflara itidal çağrısında bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Suudi Arabistan'ın güvenliğine yönelik bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz. Husi milislerinin sivil altyapıya yönelik saldırıları kabul edilemez. Müttefikimiz Suudi Arabistan'ın yanındayız" açıklamasını yaptı. İngiltere ve Fransa da saldırıyı kınayan açıklamalar yaptı.
Husi yetkililerinden henüz resmi bir açıklama gelmedi. Ancak Husi bağlantılı el-Mesira televizyonu, saldırının "Suudi rejiminin Yemen'e yönelik saldırılarına bir yanıt" olduğunu öne sürdü. Uzmanlar, saldırının Yemen'deki barış müzakerelerini olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Birleşmiş Milletler öncülüğünde yürütülen barış görüşmeleri son aylarda ilerleme kaydetmişti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Riyad Havalimanı'na yönelik saldırı ve ardından gelen misilleme tehdidi, Orta Doğu'da tansiyonu yükselterek bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Türkiye, hem Suudi Arabistan hem de Yemen ile ilişkilerini dengede tutmaya çalışırken, Husi saldırılarının Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ndeki deniz ticaret yollarını tehdit etmesi Ankara'nın enerji ve ticaret güvenliği açısından endişe verici. Türkiye, Yemen'de siyasi çözümü destekliyor ve Suudi Arabistan ile savunma sanayi işbirliğini derinleştiriyor. Olası bir geniş çaplı çatışma, bölgesel göç dalgalarını ve enerji fiyatlarını olumsuz etkileyebilir; bu da Türkiye'nin ekonomik istikrarı için risk oluşturur. Ankara'nın diplomatik kanalları kullanarak tarafları itidale teşvik etmesi bekleniyor.