Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a düzenlenen hava saldırılarında en az 12 kişi hayatını kaybetti. Saldırıların ardından ABD yönetimi, Yemen'deki Husi isyancılarına karşı doğrudan askeri operasyon başlatmayı ve İran'a yönelik durdurulan saldırıları yeniden başlatmayı değerlendiriyor. Beyaz Saray ve Pentagon'dan yapılan açıklamalara göre, Washington bölgedeki tırmanmayı yakından izliyor ve olası bir yanıt için seçenekler masada.
Gelişmenin Arka Planı: Havaalanlarına Saldırılar ve Artan Ölü Sayısı
Riyad'daki saldırılar, son haftalarda Suudi Arabistan'ın güneyindeki havaalanlarına yönelik düzenlenen ve giderek ölümcül hale gelen saldırıların bir parçası. Suudi yetkililer, saldırıların arkasında İran destekli Husilerin olduğunu belirtiyor. Husiler ise henüz saldırıyı üstlenmedi; ancak son dönemde Suudi topraklarına yönelik insansız hava aracı ve balistik füze saldırılarını sıklaştırmış durumda.
Ölenler arasında sivillerin de bulunduğu, yaralı sayısının ise henüz netleşmediği bildirildi. Suudi Arabistan diplomatik kaynakları, saldırıların Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri varlığına bir yanıt olduğunu ve Riyad'ın güvenlik politikalarını gözden geçirmesine yol açabileceğini dile getiriyor. Bölgesel analistler, Husilerin son dönemde artan saldırı kapasitesinin İran'dan sağlanan silah ve teknoloji transferiyle ilişkili olabileceğine işaret ediyor.
ABD'nin Seçenekleri: Husiler ve İran
Washington'da yapılan değerlendirmelerde, ABD'nin Husi hedeflerine yönelik sınırlı füze saldırıları düzenleyebileceği ve Körfez müttefiklerine istihbarat ve lojistik destek sağlayabileceği belirtiliyor. Ayrıca, eski Başkan Donald Trump döneminde İran'a yönelik uygulanan ve Biden yönetimi tarafından askıya alınan bazı yaptırımların ve askeri seçeneklerin yeniden gündeme gelebileceği konuşuluyor. Ancak yetkililer, henüz nihai bir karar alınmadığını ve diplomasiye de açık kapı bırakıldığını vurguluyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, "Tüm seçenekler masada" ifadesini kullanarak, Husilerin saldırılarının kabul edilemez olduğunu ve Suudi Arabistan'ın güvenliğine yönelik tehditlere karşı ABD'nin müttefiklerinin yanında duracağını belirtti. Pentagon ise bölgedeki askeri varlığını gözden geçirdiğini ve gerektiğinde ilave kuvvet konuşlandırabileceğini açıkladı.
İran cephesinde ise durum daha karmaşık. Tahran yönetimi, Husilere verdiği desteği resmen kabul etmiyor; ancak bölgesel nüfuzunu artırmak için Yemen'deki isyancılarla bağlantılı olduğu biliniyor. ABD'nin İran'a yönelik olası bir saldırısı, bölgede geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilir. Nitekim İran, daha önce ABD'nin Irak ve Suriye'deki üslerine yönelik saldırılara misilleme yapabileceğini göstermişti.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Riyad'a düzenlenen saldırılar, Yemen iç savaşının ve Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun müdahalesinin yedi yılı aşkın süredir devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Birleşmiş Milletler, Yemen'de milyonlarca insanın insani yardıma muhtaç olduğunu ve çatışmanın körüklenmesinin felaketi daha da derinleştireceğini uyarısında bulunuyor. Uluslararası toplum, Suudi Arabistan ile Husiler arasında ateşkes sağlanması için çaba harcıyor; ancak son saldırılar bu çabaları baltalayabilir.
Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, saldırıyı kınayarak Suudi Arabistan'a destek mesajları verdi. Bölgesel uzmanlar, ABD'nin doğrudan müdahalesinin İran ile zaten gergin olan ilişkileri daha da kötüleştirebileceği ve Orta Doğu'da yeni bir şiddet dalgasını tetikleyebileceği görüşünde. Öte yandan, küresel petrol arzı açısından da riskler bulunuyor; zira saldırılar Suudi Arabistan'ın petrol altyapısına yönelik tehdit algısını artırabilir ve enerji fiyatlarında dalgalanmalara yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Orta Doğu'da artan tansiyondan doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. Riyad'a yönelik saldırılar ve ABD'nin olası müdahalesi, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve enerji güvenliği açısından yakından takip ettiği bir gelişme. Türkiye, hem Suudi Arabistan hem de İran ile dengeli ilişkiler yürütüyor ve Yemen'deki çatışmanın siyasi çözümünü destekliyor. Olası bir askeri tırmanma, Türkiye'nin bölgedeki ekonomik ve diplomatik çıkarlarını olumsuz etkileyebilir; ayrıca mülteci akınları ve terör tehdidi gibi riskleri artırabilir. Ankara'nın, taraflar arasında diyalog çağrısını sürdürmesi ve Körfez'de istikrarın korunmasına yönelik çabaları desteklemesi bekleniyor.