Hind Rajab Vakfı, İsrail'in güneyindeki Sde Teiman askeri gözaltı merkezinde Filistinli tutuklulara yönelik sistematik işkence ve kötü muamele iddialarının uluslararası düzeyde soruşturulması için girişim başlattı. Vakıf, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, İsrail makamlarının iç soruşturmalarının güvenilir olmadığını belirterek, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Birleşmiş Milletler (BM) organlarını harekete geçmeye çağırdı. Merkez, Gazze'deki savaş sırasında tutuklanan yüzlerce Filistinlinin sevk edildiği ve insan hakları örgütlerinin uzun süredir raporladığı kötü muamele iddialarının odağında yer alıyor.
Gözaltı merkezindeki iddialar ve vakfın talepleri
Hind Rajab Vakfı, adını Gazze'de 2024 yılında ailesiyle birlikte öldürülen 6 yaşındaki Hind Rajab'dan alıyor. Vakıf, Sde Teiman'da tutulan Filistinlilerin sistematik olarak dövüldüğü, cinsel istismara uğradığı, tıbbi bakımdan mahrum bırakıldığı ve köpeklerle tehdit edildiği yönündeki tanık ifadelerini kamuoyuyla paylaştı. Açıklamada, İsrail'in kendi içinde yürüttüğü soruşturmaların bugüne kadar hiçbir üst düzey yetkiliyi cezalandırmadığı ve bu nedenle bağımsız bir uluslararası mekanizmanın şart olduğu vurgulandı. Vakıf ayrıca, Sde Teiman'ın kapatılması ve tüm tutukluların derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.
Sde Teiman, İsrail ordusunun 7 Ekim 2023 sonrasında Gazze'den getirilen Filistinlileri sorgulamak ve gözaltında tutmak için kullandığı tesislerden biri. İsrail insan hakları örgütü B'Tselem ve diğer kuruluşlar, tesiste tutulanların yüzde 70'inden fazlasının hiçbir suçlamayla karşılaşmadan idari gözaltında tutulduğunu ve işkence gördüğünü raporlamıştı. İsrail ordusu ise iddiaları reddederek, tüm gözaltı işlemlerinin hukuka uygun yürütüldüğünü savunuyor. Ancak uluslararası Kızılhaç Komitesi'nin (ICRC) ziyaret taleplerinin kısıtlandığına dair raporlar, şeffaflık endişelerini artırıyor.
Uluslararası hukuk ve sorumluluk tartışması
Hind Rajab Vakfı'nın çağrısı, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına yönelik uluslararası hukuki baskının arttığı bir döneme denk geliyor. Geçtiğimiz yıl UCM Savcılığı, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar iddiasıyla tutuklama emri talebinde bulunmuştu. Sde Teiman dosyası, bu soruşturmanın önemli bir ayağını oluşturuyor. BM İşkenceye Karşı Komite, İsrail'i defalarca uyararak, gözaltı koşullarının Cenevre Sözleşmeleri'ne aykırı olduğunu belirtti. Vakfın hukuk ekibi, toplanan tanık ifadelerini ve tıbbi raporları UCM savcılığına sunmaya hazırlanıyor.
İsrail içinde de Sde Teiman'a dair tartışmalar sürüyor. Temmuz 2024'te tesiste görevli bazı askerlerin Filistinli bir tutukluya cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla gözaltına alınması, ülke çapında protestolara yol açmıştı. Askeri savcılık bazı davalar açsa da, insan hakları örgütleri bu davaların sembolik kaldığını ve sistematik işkenceyi örtbas etmeye yönelik olduğunu savunuyor. Vakfın girişimi, bu türden bireysel cezalandırmaların ötesinde, kurumsal bir sorumluluk mekanizması oluşturulmasını hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destek ve İsrail'e yönelik eleştirel tutumuyla biliniyor. Sde Teiman'daki işkence iddiaları, Ankara'nın uluslararası platformlarda İsrail'in hesap vermesi gerektiği yönündeki çağrılarını güçlendirebilir. Türkiye, UCM'deki sürece müdahil olmasa da, İslam İşbirliği Teşkilatı ve BM çatısı altında bağımsız soruşturma talebini dile getirebilir. Ayrıca, benzer vakaların Suriye ve Irak'ta da yaşandığına dair algı, Türkiye'nin bölgesel insan hakları söylemini etkileyebilir. Kamuoyu baskısı, Türkiye'nin insani diplomasi karnesini güçlendirecek adımlar atmasını zorunlu kılabilir.