Peru'da 7 Haziran'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu, ülkeyi sol bir liderin mi yoksa sağcı bir adayın mı yöneteceği sorusuna henüz yanıt vermedi. 18 milyon oyun sayıldığı sandık sayımında, solcu aday Roberto Sanchez rakibine yaklaşık 15 bin oy fark atarak öne geçmiş durumda. Ancak farkın bu kadar dar olması nedeniyle, kesin sonuçların açıklanması için günler, hatta haftalar geçmesi gerekebilir. Seçim otoriteleri, özellikle kırsal bölgelerden gelen oy pusulalarının sayımının devam ettiğini ve sürecin şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü belirtiyor.
Solun yükselişi ve seçimin kaderi
Roberto Sanchez, kampanyasında yolsuzlukla mücadele, sosyal adalet ve Peru'nun doğal kaynaklarının millileştirilmesi vaatleriyle öne çıktı. Özellikle bakır ve altın madenlerinin işletilmesinde devlet kontrolünün artırılmasını savunan Sanchez, yoksul kesimlerden ve sendikalardan güçlü destek aldı. Rakibi ise serbest piyasa ekonomisini savunan muhafazakâr bir iş insanı. Seçim kampanyası boyunca iki aday arasındaki ideolojik uçurum, Peru'nun kutuplaşmış siyasi yapısını bir kez daha gözler önüne serdi.
Seçim süreci, pandemi koşulları altında gerçekleştiği için ayrı bir önem taşıyor. Ülkede Kovid-19 vakalarındaki artışa rağmen seçmenler sandığa gitmekte kararlıydı. Ancak salgın nedeniyle ülke ekonomisi darbe aldı; işsizlik ve yoksulluk oranları yükseldi. Bu koşullar, sol söylemlerin daha fazla karşılık bulmasına yol açtı. Sanchez'in önde gitmesinde ekonomik krizin rolü büyük.
Latin Amerika'da sol dalga yeniden mi yükseliyor?
Peru'daki bu seçim, sadece ülke içi bir yarış olmanın ötesinde, Latin Amerika genelinde sol hareketlerin yeniden canlanıp canlanmadığı sorusunu da gündeme getirdi. Son yıllarda Brezilya, Arjantin, Bolivya ve Meksika'da sol veya merkez sol hükümetler iş başına geldi. Peru'nun da bu dalgaya katılması halinde, bölgedeki ABD etkisinin azalması ve Çin'in nüfuzunun artması bekleniyor. Özellikle Peru'nun Çin ile olan ticari ilişkileri, sol bir hükümet altında daha da derinleşebilir.
Seçimin sonucu ne olursa olsun, Peru'nun önümüzdeki dönemde siyasi istikrarını koruması kritik. Ülkede son 30 yılda dört cumhurbaşkanı değişti ve siyasi krizler sık yaşandı. Dar bir farkla kazanılacak bir zafer, ülkedeki kutuplaşmayı daha da derinleştirebilir. Bu nedenle, seçim sonuçlarının tanınması ve barışçıl bir iktidar geçişi, Peru demokrasisi için bir sınav olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Peru seçim sonuçları, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, Latin Amerika'daki siyasi yönelimler Türkiye'nin bölge ülkeleriyle olan ticari ve diplomatik ilişkilerini etkileyebilir. Sol bir hükümetin iş başına gelmesi, Peru'nun ABD'den uzaklaşarak Çin ve Rusya'ya yaklaşmasına neden olabilir. Bu durum, Türkiye'nin Peru ile mevcut ilişkilerini yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Ayrıca, Latin Amerika'da artan sol dalga, Türkiye'nin bölgeye yönelik dış politikasında daha dengeli bir yaklaşım benimsemesini gerektirebilir. Küresel ölçekte ise, bu seçim Batılı ülkelerin demokratik süreçlere olan güvenini test eden bir örnek teşkil ediyor.