ABD ile İran arasındaki karşılıklı saldırılar, bölgesel bir savaş riskini tehlikeli biçimde artırıyor. Analistler, tarafların hızla müzakere masasına dönmemesi halinde bu çatışmanın kontrol edilemez bir geniş savaşa dönüşebileceği konusunda uyarıyor. Ortadoğu'da son haftalarda tırmanan gerginlik, Tahran ve Washington'un 'uyanma anı' olarak nitelendiriliyor. ABD'nin İran destekli milislere yönelik hava saldırıları ve İran'ın buna karşılık olarak İsrail ve ABD hedeflerine yönelik operasyonları, bölgeyi adeta bir kaosun eşiğine getirdi.
Artan askeri hareketlilik ve diplomatik boşluk
Olaylar, İran'ın nükleer programı konusundaki müzakerelerin durma noktasına gelmesiyle başladı. ABD'nin yeni yaptırım paketleri ve askeri yığınak yapması, İran'ı da benzer adımlara itti. Son olarak İran, Körfez'de bir ABD savaş gemisine yakın mesafede insansız hava aracı uçurarak gerilimi tırmandırdı. ABD ise Suriye'de İran destekli gruplara ait olduğu belirtilen bir karargahı vurdu. Bu karşılıklı hamleler, tarafların birbirlerine karşı caydırıcılık sınırlarını test ettiği bir sürece işaret ediyor.
Uzmanlara göre sorun, iki tarafın da doğrudan bir savaş istememesi, ancak vekalet savaşlarının ve dolaylı çatışmaların kontrolsüz bir şekilde tırmanması. Brüksel merkezli Uluslararası Kriz Grubu'ndan yapılan açıklamada, tarafların 'felaket senaryosunu' önlemek için ateşkes ve müzakereye yönelmesi gerektiği vurgulandı. Açıklamada, 'Her iki taraf da kırmızı çizgilerini netleştirmeli ve diyalog kanallarını açık tutmalı.' denildi.
Bölgesel ve küresel boyut: Petrol piyasaları ve müttefikler
Çatışma riski sadece askeri değil, ekonomik sonuçları da beraberinde getiriyor. Hürmüz Boğazı'nın olası bir kapanması, küresel petrol fiyatlarını hızla yükseltebilir. Bu durum, Avrupa başta olmak üzere enerji ithalatçısı ülkeleri doğrudan etkileyecek. Ayrıca İsrail, Suudi Arabistan ve BAE gibi bölge ülkeleri, çatışmanın sıçramasından endişe ediyor. ABD'nin müttefikleri, Washington'un bölgeden daha fazla asker çekmesi durumunda oluşacak güç boşluğunun İran'ı cesaretlendireceğini düşünüyor.
Diplomatik alanda ise Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler'in arabuluculuk çabaları şimdilik sonuçsuz kaldı. İran, müzakerelere ancak tüm yaptırımların kaldırılması halinde dönebileceğini belirtirken, ABD ise nükleer programda somut adımlar atılmadan müzakerelerin başlamayacağını söylüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran hem de ABD ile ilişkilerini dengelemeye çalışan bir ülke olarak bu krizden doğrudan etkileniyor. Olası bir savaş, Türkiye'nin güney sınırlarındaki istikrarı bozabilir ve mülteci akımlarını tetikleyebilir. Ayrıca Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor; yaptırımlar veya çatışma bu tedariki kesintiye uğratabilir. Ankara, her iki tarafla da diyalog kanallarını açık tutarak krizin yumuşatılması için arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ancak Türkiye'nin NATO üyeliği ve ABD ile ortaklığı, Tahran'la ilişkilerinde hassas bir denge kurmasını gerektiriyor.