Eski ABD Hazine Bakanı Henry Paulson, Washington ile Pekin arasındaki hızla tırmanan stratejik rekabetin daha geniş bir çatışmaya sürüklenmemesi için her iki tarafın da kriz yönetimi mekanizmalarını devreye sokması gerektiğini söyledi. Paulson, iki ülke arasındaki artan güvensizliğin artık ticaret dengesizliklerinden daha büyük bir risk oluşturduğunu vurguladı. Eski bakan, ABD-Çin ilişkilerinin "en sonuç odaklı" ikili ilişki olduğunu belirterek, bu dengenin kaybedilmesinin küresel istikrarı tehdit edebileceği uyarısında bulundu.
Gelişmenin arka planı
Henry Paulson, 2006-2009 yılları arasında ABD Hazine Bakanlığı görevini yürütmüş ve küresel finans krizi döneminde Çin ile yakın iş birliği yapmış bir isim. Paulson, New York merkezli bir etkinlikte yaptığı konuşmada, iki ülke arasındaki gerilimin sadece ticaret savaşlarıyla sınırlı kalmadığına, aynı zamanda teknoloji, askeri varlık ve jeopolitik nüfuz alanlarında da kendini gösterdiğine dikkat çekti. Eski bakan, ABD'nin Çin'e yönelik çip ihracat kısıtlamaları ve yatırım denetimleri gibi önlemlerinin karşılıklı misillemeleri tetiklediğini ve bu durumun iki ülke arasındaki diyalog kanallarını daha da daralttığını ifade etti. Paulson ayrıca, Tayvan konusunda artan gerilimin, iki ülke arasında yanlış hesaplamalara yol açabilecek en tehlikeli sıcak nokta olduğunu belirtti.
Paulson'un uyarıları, ABD Başkanı Joe Biden ve Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in Kasım 2023'teki San Francisco zirvesinin ardından gelen sınırlı yumuşama çabalarına rağmen, derin yapısal sorunların devam ettiğine işaret ediyor. İki lider, askeri iletişim hatlarının yeniden açılması ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi konularda iş birliği yapma konusunda anlaşmıştı. Ancak Paulson, bu adımların yetersiz olduğunu ve daha kapsamlı bir stratejik çerçeveye ihtiyaç duyulduğunu savunuyor.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD-Çin rekabeti, sadece iki ülkeyi değil, tüm Asya-Pasifik bölgesini ve küresel ekonomik düzeni etkiliyor. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi, ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi ve Avustralya, Japonya ve Filipinler gibi müttefiklerle yapılan güvenlik anlaşmaları, bölgedeki kutuplaşmayı derinleştiriyor. Ekonomik cephede, tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılması ve teknolojik ayrışma, küresel büyümeyi yavaşlatma riski taşıyor. Paulson, iki ülkenin iklim değişikliği, pandemi hazırlığı ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi gibi ortak tehditler karşısında iş birliği yapması gerektiğini ancak mevcut ortamda bunun giderek zorlaştığını ifade etti. Eski bakan, "Karşılıklı güvensizlik o kadar yüksek ki, en ufak bir kriz bile kontrolden çıkabilir" diyerek, özellikle Güney Çin Denizi ve Tayvan gibi sıcak bölgelerde askeri angajman kurallarının netleştirilmesi gerektiğini vurguladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-Çin rekabeti, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD'nin müttefiki konumunda, ancak Çin ile ekonomik ilişkileri de giderek derinleşiyor. Çin, Türkiye'nin en büyük ticaret ortaklarından biri ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında önemli bir ülke. İki süper güç arasındaki gerilimin tırmanması, Türkiye'nin dengeli dış politika yürütme kabiliyetini zorlayabilir. Ayrıca, teknoloji transferleri ve yatırım kararlarında artan baskı, Türkiye'nin savunma sanayii ve enerji gibi stratejik sektörlerini etkileyebilir. Öte yandan, ABD-Çin anlaşmazlığı, Türkiye'nin Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Kafkaslar'da daha bağımsız hareket etmesine ve bazı alanlarda alternatif ortaklıklar geliştirmesine fırsat tanıyabilir. Ancak genel olarak, küresel sistemdeki belirsizliğin artması, Türkiye gibi yükselen ekonomiler için ekonomik istikrarı tehdit eden bir faktör.