Temmuz ayı başında Çin, ilk kez bir nükleer denizaltıdan Güney Pasifik'e test füzesi fırlattı. Nükleer başlık taşıyabilen bu silah, Washington ve Canberra'da öfkeyle karşılandı. Pasifik, uzun süredir ABD'nin bu tür uzun menzilli füze denemeleri için ayrıcalıklı bir sahasıydı. Çin'in hamlesi, bölgede artan jeopolitik rekabetin son göstergesi olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Çin Deniz Kuvvetleri'ne ait bir nükleer denizaltıdan fırlatılan füze, Temmuz başında Güney Pasifik sularına düştü. Füzenin nükleer başlık taşıma kapasitesine sahip olduğu belirtildi. ABD ve Avustralya hükümetleri, denemeyi derhal kınadı. Avustralya Savunma Bakanı, olayı "bölgesel istikrara yönelik ciddi bir tehdit" olarak nitelendirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı ise "provokatif bir eylem" ifadesini kullandı. Çin Dışişleri Bakanlığı ise denemenin rutin ve uluslararası hukuka uygun olduğunu savundu; ancak hangi tarihte ve hangi bölgede yapıldığına dair ayrıntı vermedi.
Pasifik Okyanusu, İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD'nin askeri üstünlüğünün simgesiydi. Marshall Adaları'ndaki Kwajalein Atolü, onlarca yıl ABD'nin kıtalararası balistik füze denemelerine ev sahipliği yaptı. Soğuk Savaş döneminde ABD, nükleer denemelerini de bu bölgede gerçekleştirdi. Şimdi ise Çin, benzer bir güç gösterisiyle bu geleneksel düzeni bozuyor. Uzmanlar, Çin'in bu adımını ABD'nin Asya-Pasifik'teki füze savunma sistemlerine karşı bir mesaj olarak değerlendiriyor.
Bölge ülkeleri, artan gerilimden endişeli. Fiji, Samoa, Tonga gibi ada devletleri, büyük güçler arasındaki rekabette taraf olmak istemiyor. Ancak stratejik konumları nedeniyle hem ABD hem de Çin'in baskısı altındalar. Çin, son yıllarda Pasifik adalarına altyapı yatırımları ve kalkınma yardımlarıyla nüfuzunu artırıyor. ABD ise buna karşılık olarak bölgede daha fazla askeri varlık ve ekonomik işbirliği vaat ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Çin'in füze denemesi, yalnızca askeri bir tatbikat değil, aynı zamanda diplomatik bir mesaj. Son yıllarda ABD, Avustralya ve İngiltere arasındaki AUKUS ittifakı, Çin'e karşı bir denge unsuru olarak öne çıktı. AUKUS kapsamında Avustralya'ya nükleer denizaltı teknolojisi transfer edilmesi planlanıyor. Çin, bu gelişmeyi kendine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Füze denemesi, muhtemelen bu ittifaka bir yanıt niteliğinde.
Öte yandan, Pasifik adaları, Soğuk Savaş'ın ilk döneminde olduğu gibi yeniden bir güç mücadelesinin merkezine kayıyor. ABD, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana bölgede askeri üsler ve müttefiklik ilişkileri kurmuş durumda. Guam, Hawaii ve Marshall Adaları'ndaki tesisler, ABD'nin Asya'ya yönelik güç projeksiyonunun belkemiği. Çin ise Solomon Adaları ile 2022'de imzaladığı güvenlik anlaşmasıyla bölgede ilk kez ciddi bir askeri ayak izi edindi. Bu anlaşma, ABD ve Avustralya'da alarm zilleri çalmasına neden olmuştu.
Uzmanlara göre, Çin'in füze denemesi, bölgedeki gerilimi daha da tırmandırabilir. Pasifik adaları, nükleer silahlardan arındırılmış bölge olma statüsünü korumak istiyor. Ancak büyük güçlerin nükleer denemeleri, bu statüyü tehdit ediyor. Rarotonga Anlaşması, Güney Pasifik'i nükleer silahlardan arındırılmış bölge ilan etmişti. Çin'in denemesi, bu anlaşmanın ruhuna aykırı olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor.
Bölge liderleri, hem ekonomik kalkınma hem de güvenlik endişeleri arasında sıkışmış durumda. Çin'in altyapı yatırımları cazip görünse de, artan borç yükü ve stratejik bağımlılık riski taşıyor. ABD ve müttefikleri ise daha şeffaf ve sürdürülebilir bir ortaklık vaat ediyor, ancak somut adımlar sınırlı kalıyor. Bu belirsizlik ortamında, Pasifik adaları yeni bir Soğuk Savaş'ın piyonu olma riskiyle karşı karşıya.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in Güney Pasifik'teki füze denemesi, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da küresel güç dengelerini etkiliyor. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD'nin stratejik önceliklerine bağlı; ancak aynı zamanda Çin ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerini geliştiriyor. Pasifik'te artan gerilim, Türkiye'nin savunma harcamalarını ve ittifak içi yükümlülüklerini yeniden gözden geçirmesine neden olabilir. Ayrıca, nükleer silahlanma yarışının yeniden alevlenmesi, Türkiye'nin nükleer enerji ve güvenlik politikalarını da dolaylı olarak etkileyebilir. Bölgesel istikrarsızlık, küresel ticaret yollarını ve enerji fiyatlarını dalgalandırarak Türk ekonomisine yansıyabilir. Türkiye, bu süreçte dengeli bir diplomasi izlemeye çalışsa da, Batı ile Asya arasındaki rekabette konumunu netleştirmek zorunda kalabilir.