1993 yılında İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında imzalanan Oslo Anlaşmaları, Filistinlilere bağımsız bir devlet vaat ediyordu. Aradan geçen 33 yılda bu hedefe ulaşılamadı; işgal altındaki topraklarda yerleşim birimleri genişledi, Filistin yönetimi bölünmüş ve zayıf kaldı. Bugün Oslo süreci, Filistinliler için diplomatik bir başarısızlık ve devam eden bir felaketin anatomisi olarak değerlendiriliyor.
Oslo Anlaşmaları: Umut vaat eden süreç nasıl çıkmaza girdi?
Oslo Anlaşmaları, 1993 yılında Norveç'in başkenti Oslo'da gizli müzakereler sonucunda İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin ve FKÖ lideri Yaser Arafat arasında imzalandı. 13 Eylül 1993'te Beyaz Saray'da düzenlenen törenle açıklanan anlaşma, beş yıllık bir geçiş dönemi öngörüyor ve nihai statü müzakereleriyle Filistin devletinin kurulmasını hedefliyordu. Ancak süreç, 1995'te Rabin'in suikaste kurban gitmesi, 2000'de ikinci intifada ve ardından gelen şiddet dalgasıyla kesintiye uğradı. 2000 Camp David zirvesi ve 2001 Taba görüşmeleri de sonuçsuz kaldı.
Oslo'nun en önemli sonuçlarından biri, Filistin topraklarının parçalanması oldu. Batı Şeria, A, B ve C bölgelerine ayrıldı; C bölgesi, yüzde 60'lık kısmıyla İsrail'in tam kontrolü altına girdi. Yerleşim birimleri genişlemeye devam etti ve bugün Batı Şeria'da 700 binden fazla İsrailli yerleşimci yaşıyor. Doğu Kudüs'teki yerleşimler ise Filistin devletinin başkent olma ihtimalini neredeyse ortadan kaldırdı.
Filistin yönetimi içinde de derin bir bölünme yaşandı. 2006 seçimlerini Hamas'ın kazanmasının ardından 2007'de Gazze'de Fiili bir ayrılık ortaya çıktı; Batı Şeria'da ise Mahmud Abbas liderliğindeki El Fetih yönetimi kaldı. Bu bölünme, Filistinlilerin tek sesle müzakere yürütme kapasitesini zayıflattı. Oslo'nun kurduğu Filistin Otoritesi, sınırlı özerkliğe sahip, ekonomik olarak İsrail'e bağımlı bir yapıya dönüştü.
Bölgesel ve küresel boyut: Oslo sonrası Ortadoğu
Oslo süreci, sadece Filistin-İsrail meselesini değil, tüm Ortadoğu'yu etkiledi. 1994'te İsrail-Ürdün barış anlaşması imzalandı; ancak Suriye ile müzakereler sonuçsuz kaldı. 2002'de Arap Birliği, İsrail'in 1967 sınırlarına çekilmesi karşılığında tam normalleşme öneren Beyrut Barış Girişimi'ni kabul etti; İsrail bu planı reddetti. 2020'de imzalanan İbrahim Anlaşmaları ile BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas İsrail ile ilişkileri normalleştirdi. Bu gelişmeler, Filistin meselesinin Arap dünyasındaki önceliğini azalttı.
Uluslararası toplum, Oslo'nun getirdiği iki devletli çözüm formülünü desteklemeye devam ediyor. Ancak sahadaki gerçekler, bu çözümü giderek imkânsız hale getiriyor. İsrail, 2018'de ABD'nin Kudüs'ü başkent tanımasıyla daha da cesaretlendi; 2020'de ilhak planları gündeme geldi. Filistinliler ise devlet kurma yolunda somut bir kazanım elde edemedi. Oslo'nun 33. yılında, Filistin toprakları hâlâ işgal altında ve bağımsız devlet hedefi belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Oslo sürecini başından itibaren desteklemiş, Filistinlilerin bağımsız devlet kurma hakkını savunmuştur. Ancak 33 yıl sonra işgalin derinleşmesi ve yerleşimlerin genişlemesi, Türkiye'nin Orta Doğu barışına yönelik politikalarını zorlaştırıyor. İsrail ile ilişkilerde zaman zaman yaşanan gerilimler, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği sürdürmesini gerektiriyor. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları üzerinde de risk oluşturuyor. Oslo'nun başarısızlığı, Türkiye'nin iki devletli çözüm çağrılarını haklı çıkarırken, uluslararası toplumun daha etkin bir tutum alması gerekliliğini ortaya koyuyor.