Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından yayımlanan yıllık rapor, dünyanın nükleer silahlanma yarışında endişe verici bir döneme girdiğini ortaya koyuyor. Rapora göre, başta ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail olmak üzere nükleer silah sahibi ülkeler, cephaneliklerini modernize etme ve genişletme çabalarını sürdürüyor. Bu durum, küresel güvenlik mimarisini tehdit ederken tırmanma risklerini de artırıyor.
Silahlanma yarışı ve silahsızlanma taahhütlerinden uzaklaşma
SIPRI'nin verilerine göre, 2024 yılı itibarıyla dünyada yaklaşık 12.100 nükleer savaş başlığı bulunuyor. Bunların büyük çoğunluğu ABD ve Rusya'ya ait olmakla birlikte, Çin'in nükleer cephaneliğini hızla büyüttüğü belirtiliyor. Raporda, nükleer devletlerin silahsızlanma taahhütlerinden giderek uzaklaştığı ve bunun yerine yeni nesil nükleer silah sistemleri geliştirmeye odaklandığı vurgulanıyor.
Raporun başyazarı Hans M. Kristensen, 'Nükleer silahların kullanımının eşiği daha önce hiç bu kadar düşük olmamıştı' diyerek durumun ciddiyetine dikkat çekiyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı ve Orta Doğu'daki gerilimler, nükleer güçlerin birbirlerine karşı daha agresif söylemler kullanmasına neden oluyor.
Yeni nesil nükleer silah sistemleri, daha küçük ve daha hassas vuruş kabiliyetine sahip başlıkları içeriyor. Bu tür silahların 'kullanılabilir' olarak algılanması, stratejik istikrarı bozuyor ve bir çatışmanın nükleer boyuta sıçrama riskini artırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir silahlanma döngüsü
SIPRI raporu, nükleer silahlanmadaki bu artışın sadece büyük güçlerle sınırlı olmadığını, bölgesel aktörlerin de nükleer yeteneklerini geliştirdiğini ortaya koyuyor. Hindistan ve Pakistan, Güney Asya'da nükleer cephaneliklerini modernize ederken, Kuzey Kore'nin balistik füze denemeleri devam ediyor. İsrail'in ise nükleer kapasitesini koruduğu ve geliştirdiği ifade ediliyor.
Bu durum, özellikle Asya-Pasifik bölgesinde yeni bir silahlanma döngüsünü tetikliyor. Çin'in nükleer modernizasyonu, ABD ve müttefiklerini endişelendirirken, Rusya'nın Avrupa'ya yönelik nükleer tehditleri NATO'nun caydırıcılık politikalarını yeniden gözden geçirmesine yol açıyor. Silahların kontrolü anlaşmalarının zayıflaması, küresel güvenlik mimarisini tehdit eden en önemli faktörler arasında sayılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, NATO'nun nükleer paylaşım düzenlemeleri kapsamında İncirlik Hava Üssü'nde ABD'nin nükleer silahlarını barındıran bir ülke olarak, bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. Rusya'nın savaş başlıklarını modernize etmesi ve Ukrayna savaşında nükleer tehditleri kullanması, Türkiye'nin güvenlik hesaplamalarını karmaşıklaştırıyor. Bölgesel olarak, İran'ın nükleer programının ilerlemesi ve Körfez'deki silahlanma yarışı, Türkiye'yi yeni bir nükleer tehdit ortamıyla karşı karşıya bırakıyor. Ayrıca, ABD ve Rusya arasındaki silah kontrol anlaşmalarının zayıflaması, Türkiye'nin bağlı olduğu NATO caydırıcılık yapısını da etkiliyor. Bu nedenle Türkiye'nin, hem ittifak içinde nükleer politikaların yeniden değerlendirilmesinde aktif rol alması hem de bölgesel nükleer tehditleri yönetecek diplomatik mekanizmaları güçlendirmesi gerekiyor.