İtalya, İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev'in 2010 yılında Gazze'ye yardım taşıyan Mavi Marmara gemisi de dahil olmak üzere flotilladaki aktivistlere yönelik tutumuyla ilgili bir soruşturma başlattı. İtalyan savcılar, Regev'in olaylar sırasında 'insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele' yapılmasına göz yumduğu veya teşvik ettiği iddialarını araştırıyor. Soruşturma, İtalyan yasalarına göre, İtalyan vatandaşlarının da aralarında bulunduğu aktivistlerin uluslararası hukuk ihlallerine maruz kaldığı gerekçesiyle başlatıldı. Olay, 31 Mayıs 2010'da İsrail Deniz Kuvvetleri'nin uluslararası sularda Gazze'ye insani yardım taşıyan altı gemiden oluşan flotillaya müdahalesiyle başlamıştı. Müdahale sırasında dokuz Türk aktivist hayatını kaybetmiş, birçok kişi yaralanmıştı.
Gelişmenin Arka Planı: Mavi Marmara Olayı ve Sonrası
2010 yılındaki Mavi Marmara baskını, İsrail-Türkiye ilişkilerinde derin bir krize neden olmuş, iki ülke büyükelçilerini karşılıklı olarak geri çekmişti. Olayın ardından Birleşmiş Milletler Palmer Raporu, İsrail'in ablukasını yasa dışı bulmasa da müdahalenin orantısız olduğunu belirtmişti. İsrail, 2013'te Türkiye'den özür dilemiş ve tazminat ödemeyi kabul etmişti. Ancak bireysel sorumluluklar konusunda uluslararası hukuki süreçler devam ediyor. İtalya'daki soruşturma, İsrailli bir bakanın doğrudan hedef alınması açısından önemli. Regev, o dönem İsrail Ordusu Sözcüsü olarak görev yapıyordu ve operasyonun planlanmasında ve yürütülmesinde kilit rol oynadığı iddia ediliyor. İtalyan savcılar, Regev'in aktivistlere yönelik 'aşağılayıcı' ifadeler kullandığını ve uluslararası hukuku ihlal eden emirler verdiğini öne sürüyor. İsrail hükümeti ise soruşturmayı 'siyası amaçlı' olarak nitelendirerek reddetti.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Hukukun Evrenselliği Tartışması
İtalya'nın bu soruşturması, evrensel yargı yetkisi (universal jurisdiction) ilkesi çerçevesinde dikkat çekiyor. Bu ilke, uluslararası hukuk ihlallerinin, ihlalin gerçekleştiği ülke dışında da yargılanabilmesine olanak tanıyor. İtalya, anayasasında bu ilkeye yer veren ülkelerden biri. Ancak İsrail, bu tür girişimlerin siyasileştirildiğini ve diplomatik ilişkilere zarar verdiğini savunuyor. Geçmişte de İngiltere ve İspanya gibi ülkelerde İsrailli yetkililere yönelik benzer soruşturmalar açılmış, ancak çoğu siyasi baskılar sonucu düşmüştü. Bu soruşturma, İsrail-Filistin çatışmasının hukuki boyutunu yeniden gündeme taşıyor. Aktivisitler, ablukanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve insani yardımın engellenmesinin savaş suçu teşkil ettiğini savunuyor. İtalya'nın adımı, AB içinde İsrail'e yönelik artan eleştirilerle aynı döneme denk geliyor. Avrupa Birliği, Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki yerleşim politikaları nedeniyle İsrail'i sık sık uyarıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye için doğrudan bir dış politika kazanımı olarak değerlendirilebilir. Mavi Marmara olayında hayatını kaybedenler arasında Türk vatandaşları da bulunuyor ve Türkiye, olayın uluslararası hukuk çerçevesinde takipçisi olmuştu. İtalya'nın soruşturması, Türkiye'nin o dönemden bu yana sürdürdüğü hukuki mücadeleye destek niteliği taşıyor. Türkiye, İsrail ile ilişkilerini normalleştirme sürecine girmiş olsa da, insan hakları ihlalleri ve uluslararası hukuka uyum konusundaki hassasiyetini koruyor. Bu dava, Türkiye'nin uluslararası platformlarda Filistin davasına verdiği desteğin bir yansıması olarak da okunabilir. Ayrıca, Türk kamuoyunda Mavi Marmara'nın hala taze bir hafıza olması, bu tür gelişmelerin iç kamuoyunda da yankı bulmasına neden oluyor. Türkiye'nin, benzer durumlarda uluslararası hukuk mekanizmalarını kullanma konusundaki tecrübesi, bölgesel güç olma hedefi açısından önemli bir araç.