2023 yılında Nijer'de yönetime el koyan askeri cunta, iktidara geldiği günden bu yana sosyal, güvenlik ve ekonomik alanlarda köklü iyileştirmeler yapma sözü vermişti. Ancak üç yıllık süreç değerlendirildiğinde, söz konusu vaatlerin ne ölçüde gerçekleştiği konusunda ülkede ve uluslararası toplumda farklı görüşler öne çıkıyor. Askeri yönetimin performansı, hem iç kamuoyunda hem de bölgesel aktörler nezdinde tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Vaadler ve Karşılaşılan Gerçekler
Albay Amadou Abdramane liderliğindeki cunta, 26 Temmuz 2023 tarihinde -o dönemdeki Cumhurbaşkanı Muhammed Bazum'u devirerek iktidarı ele geçirmişti. Darbeyi meşrulaştırmak için güvenlik kaygılarını ve yolsuzluk suçlamalarını gerekçe gösteren yönetim, halkın desteğini kazanmak için sosyal adalet, ekonomik kalkınma ve terörle mücadelede köklü reformlar sözü vermişti. Ancak üç yılın sonunda, ülkenin Sahel bölgesindeki güvenlik kriziyle baş etmekte zorlandığı, ekonomik göstergelerin ise umut verici olmaktan uzak olduğu gözleniyor.
Özellikle güvenlik alanında, cunta rejiminin ilk aylarında cihatçı gruplara karşı geçici bir başarı elde ettiği yönünde açıklamalar yapılmıştı. Ancak son dönemde özellikle ülkenin batı ve güney bölgelerinde terör saldırılarının yeniden artması, güvenlik vaatlerinin sorgulanmasına neden oldu. Ayrıca, cunta hükümeti 2024 yılında Sahel'deki diğer askeri yönetimlerle (Mali ve Burkina Faso) birlikte ECOWAS'tan ayrılma kararı alarak bölgesel iş birliği mekanizmalarından kopmuş, bu durum da güvenlik iş birliği çabalarını zayıflatmıştı.
Ekonomik cephede ise, cunta yönetiminin uluslararası yaptırımlarla boğuşmuş olması nedeniyle büyüme beklentilerinin altında kalındı. Nijer, dünyanın önde gelen uranyum üreticilerinden biri olmasına rağmen, cunta döneminde Fransa ile imzalanan uranyum anlaşmalarının yeniden gözden geçirilmesi ve yabancı şirketlere yönelik baskılar, madencilik sektörünü olumsuz etkiledi. Yerel halk, temel gıda fiyatlarındaki artış ve işsizlik oranlarındaki yükselişi protesto etmek için zaman zaman sokağa çıkarken, yönetim bu gösterilere sert müdahale ile karşılık verdi.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Nijer'deki askeri yönetim, Batı Afrika bölgesinde etkisini hızla hissettiren bir dönüşümün parçası oldu. Mali ve Burkina Faso'daki cunta hükümetleriyle kurdukları yakın iş birliği, bölgede Batı karşıtı bir ittifakın güçlenmesine işaret ediyor. Bu üçlü yapı, Fransa başta olmak üzere eski sömürgeci güçlerin bölgedeki askeri varlığını sona erdirmiş; bunun yerine Rusya'nın nüfuzunu arttırmasına zemin hazırlamıştı. Nijer'deki Wagner grubunun devamı niteliğindeki Afrika Kolordusu askerlerinin varlığı da tartışmalara yol açıyor.
Uluslararası toplum, Nijer'de demokrasiye geçiş takviminin bir türlü netleşmemesine tepki gösteriyor. Cunta yönetimi, ilk başta 3 yıl içinde sivil yönetime geçiş sözü vermiş olmasına rağmen, bu süre zarfında seçim takvimi ötelemeleri ve anayasal değişiklik hazırlıklarıyla gündemi meşgul etti. Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği, sivil yönetime geçiş için baskı yapmaya devam ederken, Nijer yönetimi ise devam eden güvenlik krizini gerekçe göstererek geçiş takvimini ertelemeyi sürdürüyor. Bu durum, ülkedeki siyasi istikrarsızlığı derinleştirirken, sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin cunta karşısındaki hareket alanını daraltıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nijer'deki askeri yönetimin istikrarsızlığı, Türkiye'nin Afrika açılımı politikası açısından önemli bir sınav niteliği taşıyor. Türkiye, son yıllarda Sahel bölgesinde savunma sanayii iş birlikleri ve kalkınma yardımlarıyla nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Ancak cunta yönetimiyle kurulan yeni ilişkiler, Türkiye'nin demokrasi prensipleriyle çeliştiği gerekçesiyle iç kamuoyunda eleştirilebiliyor. Öte yandan, Fransa ve diğer Batılı ülkelerin bölgeden çekilmesiyle oluşan boşluğu doldurma arayışında olan Türkiye, Nijer'de askeri eğitim ve altyapı projeleriyle varlık gösteriyor. Bu gelişmeler, Ankara'nın bölgedeki stratejik hedefleri ile demokratik normlar arasında denge kurmasını zorunlu kılıyor. Türkiye'nin Nijer'deki istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları, hem ulusal çıkarları hem de bölgesel barışa katkısı açısından yakından takip edilmelidir.