26 Haziran'da Washington'da ABD, İsrail ve Lübnan arasında imzalanan çerçeve anlaşması, uluslararası toplumda diplomatik bir gelişme olarak değerlendirilirken, Lübnan'da siyasi bir deprem etkisi yarattı. Anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından Hizbullah'ın güvenlik aygıtında yaşanan kriz ve siyasi partiler arasındaki derin ayrışmalar, Lübnan'ın iç istikrarını yeniden tehdit ediyor. Bu gelişme, Taif Anlaşması'ndan bu yana süregelen belirsizlik döneminin sona erdiğini ve ülkenin yeni bir siyasi denkleme doğru sürüklendiğini gösteriyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve İçeriği
Washington Çerçevesi, Lübnan'daki siyasi boşluğu doldurmak ve ekonomik krizi aşmak amacıyla ABD'nin arabuluculuğunda hazırlandı. Anlaşma, İsrail ile Lübnan arasındaki deniz sınırı anlaşmazlığını çözmeyi, Hizbullah'ın silahsızlandırılması için bir takvim belirlemeyi ve Lübnan ordusunun güneydeki varlığını güçlendirmeyi öngörüyor. Resmi açıklamalara göre, anlaşma Lübnan'ın egemenliğini pekiştirmeyi ve bölgesel istikrara katkı sağlamayı hedefliyor. Ancak anlaşmanın detayları kamuoyuyla paylaşılmadı; bu da spekülasyonları artırdı.
Lübnan'da siyasi taraflar anlaşmaya farklı tepkiler verdi. Başbakan Necib Mikati anlaşmayı "Lübnan'ın çıkarlarına uygun" olarak nitelerken, Hizbullah yetkilileri anlaşmanın İsrail'e tavizler içerdiğini ve ülkenin egemenliğini zedelediğini savunuyor. Hristiyan partiler ise anlaşmayı Lübnan'ın bağımsızlığına yönelik bir tehdit olarak görüyor ve Hizbullah'ın silahsızlandırılması konusunda uluslararası baskıyı destekliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Washington Çerçevesi, sadece Lübnan'ı değil, tüm Ortadoğu'yu etkileyecek bir dinamiğe sahip. Anlaşmanın imzalanması, ABD'nin bölgedeki nüfuzunu yeniden tesis etme çabası olarak yorumlanıyor. İsrail için anlaşma, kuzey sınırında güvenlik garantisi sağlarken, İran destekli Hizbullah'ın Lübnan üzerindeki etkisini sınırlamayı amaçlıyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri anlaşmayı memnuniyetle karşılarken, İran anlaşmayı "Lübnan'ın iradesine aykırı" bularak kınadı. Bu durum, İran ile ABD arasındaki gerilimi daha da tırmandırabilir.
Anlaşmanın uygulanması halinde, Lübnan'da Hizbullah'ın siyasi ve askeri gücü önemli ölçüde zayıflayabilir. Ancak uzmanlar, Hizbullah'ın silah bırakmaya yanaşmayacağını ve anlaşmanın iç savaşı tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Bölgesel güç dengeleri açısından bakıldığında, Washington Çerçevesi'nin İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme sürecini hızlandırması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Washington Çerçevesi, Türkiye'nin Lübnan ve genel olarak Ortadoğu politikasını doğrudan etkileyebilir. Anlaşma, Hizbullah'ı zayıflatarak İran'ın bölgedeki etkisini azaltmayı hedefliyor; bu durum, Türkiye ile İran arasındaki nüfuz rekabetinde Ankara'ya avantaj sağlayabilir. Ancak anlaşmanın İsrail'e verdiği ödünler, Türkiye'nin Filistin politikasıyla çelişebilir ve ikili ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabilir. Türkiye, Lübnan'daki Sünni siyasi aktörlerle yakın ilişkilerini korurken, anlaşmanın ülkedeki mezhepsel dengeyi nasıl etkileyeceğini yakından izlemek zorundadır. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımına ilişkin müzakerelerde Lübnan'ın konumu, Türkiye'nin bölgesel çıkarları açısından kritik önem taşımaktadır.