İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump ile Lübnan konusunda yaşadığı son anlaşmazlıkta, askeri hedefleri ile siyasi geleceği arasında sıkışmış durumda. Trump yönetiminin Lübnan'a yönelik ateşkes çağrılarına karşı çıkan Netanyahu, özellikle İsrail'in kuzey sınırında artan Hizbullah tehdidine karşı sert bir askeri yanıt vermek istiyor. Ancak ABD'nin talepleri ve yaklaşan İsrail seçimleri, Netanyahu'nun manevra alanını daraltıyor.
Gelişmenin arka planı
Netanyahu ile Trump arasındaki gerilim, Lübnan sınırında artan çatışmaların ardından Trump'ın 1 Haziran 2026'da Netanyahu'yu arayarak derhal ateşkes talep etmesiyle patlak verdi. İsrail Başbakanı, Hizbullah'ın roket saldırılarına karşı kapsamlı bir operasyon başlatmayı planlarken, Beyaz Saray bölgesel bir savaşın Arap dünyasındaki dengeleri bozacağından endişe ediyor. Özellikle 2026 ABD ara seçimlerine hazırlanan Trump, İsrail'in Lübnan'a kara operasyonu düzenlemesi halinde hem İslam dünyasıyla ilişkilerin gerileceğini hem de Amerikan kamuoyunda tepki oluşacağını düşünüyor.
Netanyahu ise iç politikada zor günler geçiriyor. Koalisyon hükümeti, yolsuzluk skandalları ve yargı reformu tartışmalarıyla sarsılırken, Hizbullah'ın kuzeydeki saldırılarına karşı sert bir yanıt verememek siyasi kariyerine mal olabilir. Seçim anketleri, Netanyahu'nun partisi Likud'un oy kaybettiğini gösteriyor. Siyasi analistlere göre Netanyahu, Trump'ın ateşkes baskısını kabul ederse aşırı sağcı koalisyon ortaklarını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İsrail ilişkilerindeki bu gerilim, bölgesel dengeleri de etkiliyor. Trump yönetimi, İran'a karşı maksimum baskı politikasını sürdürürken, Lübnan'da Hizbullah'ın siyasi ve askeri varlığını sınırlamaya çalışıyor. Ancak Netanyahu'nun askeri planları, Hizbullah'ı tamamen ortadan kaldırmayı hedeflerken, bu durum Lübnan'ı iç savaşa sürükleyebilir. Öte yandan Rusya ve Çin, İran destekli Hizbullah'ın düzenlediği füze saldırılarına İsrail'in karşılık vermesi halinde BM Güvenlik Konseyi'nde ateşkes çağrısı yapmaya hazırlanıyor.
Analistler, Trump'ın Netanyahu'yu hem seçim yılı siyaseti hem de Abraham Anlaşmaları'nı koruma kaygısıyla sıkıştırdığını belirtiyor. Suudi Arabistan'ın İsrail ile normalleşme süreci, Lübnan krizi nedeniyle askıya alınmış durumda. Bölgedeki Arap ülkeleri, İsrail'in Lübnan'a kapsamlı bir saldırı düzenlemesi halinde ilişkileri tamamen koparma tehdidinde bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu-Trump gerilimi, Türkiye'nin doğrudan İsrail ve ABD ile ilişkilerini etkilemese de bölgesel istikrarı tehdit ediyor. İsrail'in Lübnan'a olası bir kara operasyonu, Suriye ve Irak'taki güç dengelerini değiştirebilir; bu durum Türkiye'nin güney sınırında yeni bir göç dalgasına ve güvenlik riskine yol açabilir. Ayrıca Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı ve deniz yetki alanları tartışmaları, Lübnan kriziyle daha da karmaşık hale gelebilir. Ankara, bölgede tansiyonun düşürülmesi için diplomatik girişimlerini sürdürürken, ABD-İsrail arasındaki bu pürüz, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki çıkarları için kısa vadeli bir manevra alanı yaratabilir. Ancak orta ve uzun vadede, bölgesel savaş riskinin Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik çıkarlarına zarar vermesi kaçınılmazdır.