İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 27 Eylül 2025 tarihinde New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda bir konuşma gerçekleştirdi. Ancak konuşma, birçok ülkenin temsilcisinin salonu terk etmesi nedeniyle büyük ölçüde boş bir salonda yapıldı. Netanyahu'nun konuşması sırasında İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonları ve bölgesel politikaları ele alındı. Konuşmanın içeriği, İsrail'in güvenlik endişeleri ve Orta Doğu'daki istikrar arayışları üzerine odaklandı. BM Genel Kurulu'ndaki bu tablo, uluslararası toplumun İsrail'e yönelik tutumundaki farklılaşmayı gözler önüne serdi. Netanyahu, konuşmasında İran'ın nükleer programına ve bölgesel yayılmacılığına karşı sert mesajlar verdi. Aynı günlerde Washington'da, ABD Kongresi'nde iki partinin ortak desteğiyle İsrail ile ilişkileri güçlendiren bir anlaşma metni üzerinde uzlaşma sağlandı. Bu anlaşma, askeri işbirliği ve istihbarat paylaşımını kapsıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Netanyahu'nun BM Genel Kurulu'ndaki konuşması, İsrail'in uluslararası platformlarda artan yalnızlığını yansıtıyor. Son yıllarda İsrail'in Gazze politikaları ve yerleşim faaliyetleri nedeniyle birçok ülke ile ilişkileri gerilmiş durumda. Özellikle 2023 sonrası dönemde yaşanan çatışmalar, İsrail'in BM'deki itibarını zedeledi. Konuşmayı dinlemek için salonda kalan ülke sayısının az olması, bu yalnızlığın somut bir göstergesi olarak yorumlandı. Buna karşın, ABD Kongresi'nde sağlanan iki partili uzlaşma, İsrail'in Washington'daki güçlü desteğini koruduğunu gösteriyor. Anlaşma, özellikle askeri yardım ve teknoloji transferi konularında yeni imkanlar tanıyor. Bu durum, uluslararası kamuoyu ile ABD yönetimi arasındaki farklı algıları ortaya koyuyor. Netanyahu, konuşmasında İran'ı bölgedeki en büyük tehdit olarak tanımladı ve Arap ülkeleriyle normalleşme sürecinin devam edeceğini belirtti. Ancak konuşmaya katılımın düşük olması, bu mesajların geniş bir kitleye ulaşmadığını gösterdi. Öte yandan, Filistin yanlısı ülkelerin tutumu ve BM'deki oylamalar, İsrail'in izole olduğu algısını güçlendiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Orta Doğu'da dengeler hızla değişiyor. İsrail'in Arap ülkeleriyle normalleşme anlaşmaları (İbrahim Anlaşmaları) bazı ülkeler tarafından askıya alınmış veya yavaşlatılmış durumda. Suudi Arabistan ile yürütülen müzakereler ise belirsizliğini koruyor. Netanyahu'nun BM'deki konuşması, bu süreçte İsrail'in pozisyonunu sağlamlaştırmaya yönelik bir adım olarak görülebilir. Ancak konuşmanın boykot edilmesi, Arap ve Müslüman ülkelerin tepkisini gösteriyor. ABD'deki iki partili anlaşma ise İsrail'e olan desteğin stratejik bir tercih olduğunu vurguluyor. Bu durum, küresel aktörler arasında İsrail politikaları konusunda derin bir ayrışma olduğunu ortaya koyuyor. Avrupa Birliği ülkeleri arasında da farklı sesler yükseliyor; bazı ülkeler İsrail'e yönelik yaptırımları tartışırken, diğerleri ilişkileri normalleştirmeye çalışıyor. Rusya ve Çin ise BM'de İsrail karşıtı açıklamalarda bulunarak kendi nüfuz alanlarını genişletmeye çalışıyor. Bu tablo, Orta Doğu'daki güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir döneme işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail'in Gazze politikalarını sert bir şekilde eleştirmekte ve Filistin davasını desteklemektedir. Netanyahu'nun BM'de yalnız kalması, Türkiye'nin uluslararası platformlardaki pozisyonunu güçlendirebilir. ABD Kongresi'nde İsrail lehine yapılan anlaşma ise Türkiye-ABD ilişkilerinde yeni bir gerilim unsuru olabilir. Türkiye, bölgede İsrail'in izole edilmesi için diplomatik çaba harcamakta ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda aktif rol almaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin İsrail ile normalleşme süreci, bu tür gelişmelerden olumsuz etkilenebilir. Ekonomik açıdan, bölgedeki istikrarsızlık enerji fiyatlarını ve ticaret yollarını etkileyerek Türkiye'yi dolaylı yoldan etkiler. Türkiye, savunma sanayii ve istihbarat alanında kendi kapasitesini güçlendirerek bu tür jeopolitik risklere karşı önlem almaktadır.