Nepal'de meydana gelen şiddetli sel ve heyelan felaketinde can kaybı 600'e yaklaşırken, yetkililer en az 90 Amerikalı vatandaşın da aralarında bulunduğu yaklaşık 2 bin kişinin hala kayıp olduğunu açıkladı. Ülkenin kutsal sayılan bölgelerine hac ziyareti yapan çok sayıda turistin kayıplar arasında yer alması, felaketin boyutunu daha da derinleştiriyor. Yetkililer, arama kurtarma çalışmalarının zorlu hava koşulları ve altyapı hasarı nedeniyle sekteye uğradığını bildiriyor.
Felaketin Boyutları ve Kurtarma Çalışmaları
Nepal'in başkenti Katmandu ve çevresindeki bölgelerde etkili olan muson yağmurlarının yol açtığı sel ve heyelanlarda, resmi ölü sayısı Cuma günü itibarıyla 590'a yükseldi. Ancak enkaz altında kalanlar ve çamur akıntılarına kapılanlarla birlikte ölü sayısının artmasından endişe ediliyor. Nepal İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, kayıp kişilerin büyük çoğunluğunun başkent Katmandu vadisindeki köylerde yaşayanlar ile felaketin en çok etkilediği Sindhupalchok ve Kavre bölgelerindeki yerleşim yerlerinde bulunduğu belirtildi.
Kayıp Amerikalıların çoğunun, Hinduizm'de kutsal kabul edilen ve Himalayalar'da yer alan Muktinath Tapınağı'na yapılan popüler bir hac rotasını takip eden turistler olduğu ifade ediliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, Nepal'deki büyükelçiliği aracılığıyla kayıp vatandaşların aileleriyle iletişim halinde olduğunu ve yerel makamlarla koordineli şekilde bilgi toplamaya çalıştığını duyurdu. Bakanlık, Nepal'e seyahat edecek ABD vatandaşlarına yönelik seyahat uyarısını güncelleyerek, bölgedeki hava koşullarının olumsuz seyrettiğini ve gerekli olmadıkça seyahat edilmemesi tavsiyesinde bulundu.
Yetkililer, helikopterlerin yanı sıra şişme botlar ve köpek ekipleriyle yürüttükleri arama kurtarma faaliyetlerinin, yolların çökmesi ve köprülerin yıkılması nedeniyle birçok bölgeye ulaşmakta zorlandığını aktarıyor. Nepal ordusu ve polisinden oluşan yaklaşık 20 bin kişilik ekip, felaketin vurduğu bölgelerde seferber edilmiş durumda. Ancak aşırı yağışların devam etmesi ve nehirlerin taşkın riskinin sürmesi, çalışmaları olumsuz etkiliyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
Nepal, her yıl muson mevsiminde sel ve heyelan felaketleriyle karşı karşıya kalıyor; ancak bu yılki yağışlar son yılların en şiddetlisi olarak kayıtlara geçti. Uzmanlar, iklim değişikliğinin etkisiyle bu tür aşırı hava olaylarının sıklığının ve yıkıcılığının arttığına dikkat çekiyor. Himalaya bölgesi, iklim değişikliğine karşı en hassas bölgelerden biri olarak kabul ediliyor; buzul göllerinin erimesi ve ani sel riski, bölge ülkeleri için büyük tehdit oluşturuyor.
Felaket, Nepal'in yanı sıra komşu Hindistan'ın kuzey eyaletlerini de etkilemiş, sınır bölgelerinde de can kayıpları yaşanmıştı. Bölgedeki uluslararası yardım kuruluşları, Nepal hükümetine acil insani yardım sağlanması için çağrıda bulunuyor. Birleşmiş Milletler, felaketin ardından Nepal'e 20 milyon dolarlık acil yardım fonu tahsis ettiğini açıkladı. Ayrıca Çin, ABD ve Avrupa Birliği gibi ülkeler taziye mesajları yayımlayarak, arama kurtarma çalışmalarına destek olabileceklerini bildirdi.
Bu tür doğal afetler, Nepal gibi gelişmekte olan ülkelerin kırılgan altyapısını bir kez daha gözler önüne seriyor. Ülke, 2015 yılında yaşanan yıkıcı depremin yaralarını sarmaya çalışırken, bu kez de sel felaketiyle mücadele ediyor. Uzmanlar, Nepal'in afet yönetimi kapasitesinin güçlendirilmesi ve iklim değişikliğine uyum sağlayacak altyapı yatırımlarının hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki sel felaketi, küresel iklim değişikliğinin etkilerini bir kez daha gözler önüne sererken, benzer doğal afet risklerinin Türkiye'de de mevcut olduğu gerçeğini hatırlatıyor. Türkiye, coğrafi konumu itibarıyla sel, yangın ve deprem gibi afetlere açık bir ülke olarak, afet yönetimi konusunda deneyimlerini uluslararası platformlarda paylaşabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Nepal'e yönelik insani yardımda bulunması ve arama kurtarma ekipleriyle destek sağlaması, iki ülke arasındaki dostane ilişkileri güçlendirebilir. Bu tür felaketler, uluslararası dayanışmanın önemini ortaya koymakta; Türkiye'nin bu alandaki aktif rolü, bölgesel ve küresel etkinliğini artırabilir.