Nepal'in başkenti Katmandu'yu da etkisi altına alan ve 160'tan fazla kişinin ölümüne yol açan yıkıcı sel felaketi, ülkenin en gelişmiş bölgelerinden biri olarak bilinen ancak doğal afetlerin sıklıkla vurduğu bir alanı yeniden gündeme getirdi. Yetkililer, ülkenin orta kesimindeki bu bölgenin son yıllarda hızlı bir ekonomik büyüme kaydettiğini, ancak bu büyümenin altyapı ve çevre düzeni üzerinde yarattığı baskının, felaketlerin etkisini artırdığını belirtiyor. Uzmanlar, bölgedeki kalkınma ile doğal afet riski arasındaki ilişkiyi 'dev bir paradoks' olarak nitelendiriyor.
Kalkınmanın Bedeli: Altyapı ve Çevre Dengesi
Son yıllarda inşaat sektöründeki patlama, yol yapımı ve hızlı şehirleşme, bölgenin ekonomik görünümünü değiştirdi. Ancak bu gelişme, dağlık arazi üzerindeki kontrolsüz yapılaşma ve nehir yataklarına yapılan müdahalelerle birleşince, sel ve heyelan riskini ciddi şekilde artırdı. Çarşamba günü meydana gelen selde, başkent Katmandu'nun birçok mahallesi su altında kaldı; yüzlerce ev hasar gördü, yollar ve köprüler kullanılamaz hale geldi.
Nepal hükümeti, afet yönetimi konusunda uluslararası yardım çağrısında bulunurken, kurtarma ekipleri enkaz altında kalanları arama çalışmalarını sürdürüyor. Öte yandan, meteoroloji yetkilileri, iklim değişikliğinin etkisiyle ani ve şiddetli yağışların daha sık yaşanacağı uyarısında bulunuyor. Bu durum, bölgenin kırılganlığını daha da artırıyor. Yerel halk, yetkililerin yıllardır süren 'kalkınma' vaatlerine rağmen, temel altyapı hizmetlerinin bile yetersiz kaldığını ve afetlere karşı korumasız olduklarını dile getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İklim Değişikliğinin Sıcak Noktası
Nepal'in bu bölgesi, sadece ülke içindeki gelişmeler açısından değil, aynı zamanda iklim değişikliğinin etkilerinin en yoğun hissedildiği yerlerden biri olarak da önem taşıyor. Himalayalar'daki buzulların erimesi ve değişen yağış rejimleri, Güney Asya genelinde su kaynakları ve gıda güvenliğini tehdit ediyor. Uzmanlar, bölgedeki sellerin ve kuraklıkların, milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkilediğini ve bu durumun gelecekte göç hareketlerini tetikleyebileceğini belirtiyor.
Özellikle komşu Hindistan ve Bangladeş gibi ülkelerle paylaşılan nehir havzaları, bu tür afetlerin sınır ötesi etkilerini gündeme getiriyor. Nepal'deki sel felaketinin, bölgedeki iş birliği mekanizmalarını zorlayabileceği ve iklim değişikliğiyle mücadelede ortak stratejilerin gerekliliğini bir kez daha ortaya koyduğu değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki sel felaketi, Türkiye'nin afet yönetimi ve insani yardım alanındaki deneyimlerini paylaşabileceği bir örnek olarak öne çıkıyor. Türkiye, başta deprem olmak üzere doğal afetlerle mücadelede edindiği birikimi, Nepal gibi kırılgan ülkelere aktarabilir. Ayrıca, küresel iklim değişikliğinin etkileri konusunda Nepal'de yaşananlar, Türkiye'nin de dahil olduğu Akdeniz havzası gibi farklı coğrafyalarda benzer risklerin habercisi olabilir. Bu nedenle, Ankara'nın iklim değişikliğine uyum ve afet direncinin artırılması konularında iş birliği arayışlarına girmesi, hem bölgesel istikrar hem de küresel dayanışma açısından anlamlı olacaktır.