Nepal'in Rasuwa bölgesinde meydana gelen şiddetli sel felaketinin üzerinden beş gün geçmesine rağmen ölü sayısı artmaya devam ediyor. Yetkililer Pazartesi günü yaptığı açıklamada, 903 kişinin hayatını kaybettiğini doğrularken, 4.247 kişinin hâlâ kayıp olduğunu bildirdi. Uzmanlar, felaketin buzul buzullarının erimesiyle bağlantılı olabileceğini belirterek iklim değişikliğinin yol açtığı yıkıma dikkat çekiyor.
Felaketin Arka Planı ve Buzul Erimesi Tehlikesi
Nepal'in dağlık Rasuwa bölgesinde geçtiğimiz hafta meydana gelen sel, bölgede büyük yıkıma yol açtı. Yetkililer, selin şiddetli yağışlar sonrası oluşan ani su baskınından kaynaklandığını düşünüyor. Ancak uzmanlar, olayın buzul göllerinin taşması veya buzul erimesiyle tetiklenmiş olabileceğini belirtiyor. Himalayalar'da artan sıcaklıklar, buzulların hızla erimesine neden oluyor ve bu durum, yüzyıllardır donmuş halde bulunan buz kütlelerinin serbest kalmasına yol açıyor. Bu tür felaketler, "buzul gölü patlaması seli" (GLOF) olarak biliniyor ve özellikle dağlık bölgelerde yaşayan topluluklar için ciddi bir tehdit oluşturuyor.
Nepal, iklim değişikliğine karşı en kırılgan ülkelerden biri olarak kabul ediliyor. Ülkenin kuzeyinde yer alan Himalaya buzulları, Asya'nın su kulesi olarak biliniyor ve milyonlarca insanın su ihtiyacını karşılıyor. Ancak son yıllarda artan sıcaklıklar, bu buzulların hızla erimesine neden oluyor. Bilim insanları, Himalayalar'daki buzul erimesinin deniz seviyesindeki yükselmeyi de tetiklediğini ve bölgedeki su döngüsünü değiştirdiğini vurguluyor. Nepal hükümeti, felaketin ardından uluslararası topluma çağrıda bulunarak iklim değişikliğiyle mücadelede daha fazla işbirliği yapılması gerektiğini belirtti.
Rasuwa bölgesi, Çin sınırına yakın stratejik bir konumda yer alıyor ve buradaki felaket, bölgedeki ulaşım ve ticaret yollarını da olumsuz etkiledi. Kurtarma ekipleri, enkaz altında kalanlara ulaşmak için yoğun çaba sarf ediyor ancak olumsuz hava koşulları ve arazi koşulları nedeniyle çalışmalar güçlükle ilerliyor. Kayıp kişilerin sayısının fazlalığı, endişeleri artırıyor. Yetkililer, ölü sayısının daha da artmasından korkuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: İklim Göçü ve Güvenlik Riskleri
Nepal'deki sel felaketi, iklim değişikliğinin yol açtığı küresel bir sorunun sadece bir örneği. Himalaya bölgesindeki buzul erimesi, sadece Nepal'i değil, Hindistan, Çin, Bhutan ve Pakistan gibi ülkeleri de etkiliyor. Bu ülkelerdeki nehirler, buzullardan besleniyor ve erime hızının artması, su kaynaklarının azalmasına ve tarımsal verimliliğin düşmesine neden olabilir. Ayrıca, ani seller ve toprak kaymaları, bölgede yerinden edilme ve göçü tetikleyerek sosyal ve ekonomik istikrarsızlığa yol açabilir.
Uluslararası toplum, iklim değişikliğiyle mücadelede yetersiz kalıyor. Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak için ülkelerin sera gazı emisyonlarını önemli ölçüde azaltması gerekiyor ancak mevcut politikalar bu hedeflerin gerisinde. Nepal gibi gelişmekte olan ülkeler, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı savunmasız durumda ve uyum kapasiteleri sınırlı. Gelişmiş ülkelerin, iklim finansmanı ve teknoloji transferi konusunda daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Ancak son yıllarda yapılan uluslararası iklim zirvelerinde somut adımlar atmakta zorlanılıyor.
Nepal'deki felaket, aynı zamanda bölgesel güvenlik açısından da önem taşıyor. Çin ve Hindistan arasındaki rekabet, Himalaya bölgesinde hissediliyor ve iklim kaynaklı felaketler, bu rekabeti daha da derinleştirebilir. Su kaynakları üzerindeki hak iddiaları, gelecekte çatışmalara yol açabilir. Bu nedenle, iklim değişikliğiyle mücadele, sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda bir güvenlik meselesi olarak da ele alınmalı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki sel felaketi, doğrudan Türkiye'yi etkilemese de iklim değişikliğinin küresel ölçekte yarattığı riskleri gözler önüne seriyor. Türkiye, Akdeniz havzasında yer alan ve iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri. Artan sıcaklıklar, kuraklık, sel ve orman yangınları gibi afetler, Türkiye'de de sıkça yaşanıyor. Nepal örneği, iklim değişikliğinin ani ve yıkıcı sonuçlarını gösteriyor. Türkiye'nin, hem ulusal düzeyde iklim uyum stratejilerini güçlendirmesi hem de uluslararası iklim müzakerelerinde aktif rol alması gerekiyor. Ayrıca, bu tür felaketler, insani yardım ve afet yönetimi konusunda uluslararası işbirliğinin önemini bir kez daha ortaya koyuyor.