Nepal'in başkenti Katmandu'nun yaklaşık 50 kilometre doğusunda bulunan Dhunge köyü, geçtiğimiz hafta yaşanan şiddetli Himalaya sellerinin ardından adeta bir hayalet kasabaya dönüştü. Bir zamanlar yaklaşık 150 aileye ev sahipliği yapan köy, şimdi çamur ve moloz yığınlarıyla kaplı, içinden geçen dere yatağının taşmasıyla oluşan bataklık bir alan haline geldi. Köydeki evlerin büyük çoğunluğu ya tamamen yıkılmış ya da oturulamaz durumda. Sel sularının geri çekilmesiyle ortaya çıkan manzara, bölgedeki onlarca yerleşim yerinin kaderini gözler önüne seriyor. Hayatta kalanlar, enkaz altında kalan fotoğrafları, kıyafetleri ve aile yadigârlarını kurtarmak için büyük bir gayretle çalışıyor. Ancak her geçen gün, çamurun ve çürüyen eşyaların yaydığı ağır koku, felaketin boyutunu bir kez daha hatırlatıyor.
Sel felaketinin boyutları ve kurtarma çalışmaları
Nepal'de muson yağmurlarının neden olduğu sel ve toprak kaymaları, ülke genelinde en az 200 kişinin ölümüne yol açtı. Yetkililer, kayıp kişilerin sayısının hala netleşmediğini, arama kurtarma ekiplerinin enkaz altında kalanları bulmak için çalışmalarını sürdürdüğünü bildiriyor. Dhunge köyü, bu felaketten en çok etkilenen yerleşim yerlerinden biri olarak öne çıkıyor. Köy sakinleri, sel sularının gece yarısı aniden yükseldiğini ve birçok kişinin uyurken yakalandığını anlatıyor. Kurtarma ekipleri, helikopterler ve şişme botlarla bölgeye ulaşmaya çalışsa da, yolların çoğu toprak kaymaları nedeniyle kapanmış durumda. Bu da yardım malzemelerinin ve ekiplerin bölgeye ulaşmasını geciktiriyor. Nepal ordusu, polis ve gönüllü kuruluşlar, seferber olmuş durumda. Ancak felaketin büyüklüğü karşısında kaynaklar yetersiz kalıyor. Uluslararası yardım kuruluşları da bölgeye acil yardım göndermek için hazırlık yapıyor.
Hayatta kalanlar, şimdi geçici barınma merkezlerinde yaşam mücadelesi veriyor. Çoğu, evlerini ve geçim kaynaklarını kaybetmiş durumda. Tarım arazileri sular altında kalan köylüler, gelecek endişesi yaşıyor. Yetkililer, yeniden imar çalışmalarının başlatılacağını ancak bunun zaman alacağını belirtiyor. Bu süreçte, selzedelerin temel ihtiyaçlarının karşılanması için acil önlemler alınması gerekiyor. Bölgede salgın hastalık riskine karşı da dikkatli olunması uyarısı yapılıyor. Kirli su kaynakları ve yetersiz hijyen koşulları, su kaynaklı hastalıkların yayılmasına zemin hazırlayabilir.
İklim değişikliğinin etkileri ve bölgesel güvenlik
Uzmanlar, bu tür aşırı hava olaylarının sıklığının ve şiddetinin iklim değişikliği nedeniyle arttığını vurguluyor. Himalayalar, küresel ısınmanın etkilerini en yoğun hisseden bölgelerden biri. Buzulların erimesi ve ani yağış rejimleri, nehir taşkınlarını tetikliyor. Nepal gibi dağlık ülkeler, bu risklere karşı en savunmasız ülkeler arasında yer alıyor. Bilim insanları, gelecekte benzer felaketlerin yaşanmaması için iklim değişikliğiyle mücadele ve afet risk yönetimi konularında acil adımlar atılması gerektiğine dikkat çekiyor. Bu durum, yalnızca Nepal'i değil, Güney Asya'nın geniş bir kesimini etkileyebilecek potansiyele sahip. Bölge ülkeleri, iklim değişikliğinin yol açtığı göç, gıda güvenliği ve su kaynakları gibi konularda ortak çözümler geliştirmek zorunda.
Nepal'deki sel felaketi, aynı zamanda bölgesel güvenlik açısından da yeni bir tehdit oluşturuyor. İklim kaynaklı doğal afetler, sınır aşan nehirlerin yönetimi ve iş birliği gibi konuları gündeme getiriyor. Hindistan ve Bangladeş gibi komşu ülkeler de bu durumdan etkilenebilir. Nepal'in kuzey komşusu Çin ile olan ilişkileri de, altyapı projeleri ve ticaret yollarının güvenliği açısından önem taşıyor. Bu tür felaketler, ülkelerin kalkınma hedeflerini sekteye uğratabilir ve bölgesel istikrarı tehdit edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu felaket, Türkiye açısından dolaylı ancak önemli etkiler barındırıyor. Türkiye, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası platformlarda iklim değişikliğiyle mücadele konusunda aktif bir rol üstleniyor. Nepal'deki bu tür afetler, küresel iklim krizinin yıkıcı sonuçlarını gözler önüne sererek, Türkiye'nin iklim diplomasisindeki konumunu güçlendirebilir. Ayrıca Türkiye, afet yönetimi konusunda sahip olduğu deneyimi (örneğin, 6 Şubat depremleri sonrası) paylaşabilir ve bölge ülkeleriyle iş birliği yapabilir. Türk Kızılay'ı gibi kuruluşların Nepal'e insani yardım ulaştırması, Türkiye'nin yumuşak gücünü artırabilir. Bununla birlikte, Himalaya bölgesindeki istikrarsızlık, Türkiye'nin Asya'daki ticari ve stratejik ortaklarıyla ilişkilerini etkileyebilir; ancak bu etkinin doğrudan ve yakın vadede olması beklenmemelidir.