Nakba, Arapça 'felaket' veya 'büyük afet' anlamına gelir ve Filistinliler için 1948'de yaşanan topyekûn yerinden edilme ve mülksüzleştirme sürecini tanımlar. 15 Mayıs 1948'de İsrail Devleti'nin ilanıyla birlikte yaklaşık 700 bin Filistinli, topraklarından zorla çıkarıldı veya korkuyla kaçtı. Bu olay, bugün yaklaşık 5,6 milyon Filistinli mültecinin varlığına yol açan ve bölgenin siyasi yapısını temelden değiştiren bir dönüm noktasıdır. Nakba, sadece geçmişteki bir trajedi değil, aynı zamanda Filistin milli kimliğinin ve uluslararası hukuk ihlallerinin merkezinde yer alan süregelen bir durumdur.
Nakba'nın Arka Planı: 1948 Arap-İsrail Savaşı ve Sonuçları
Nakba, Birinci Arap-İsrail Savaşı olarak da bilinen 1948 çatışması sırasında gerçekleşti. 1947'de Birleşmiş Milletler, Filistin Mandası'nı bir Arap ve bir Yahudi devletine bölmek için Paylaşım Planı'nı kabul etmişti. Bu plan, Filistin nüfusunun üçte ikisine sahip olan Araplara toprakların yalnızca %43'ünü veriyordu. Yahudi paramiliter örgütleri, plan kabul edilir edilmez Araplara yönelik toprak temizleme operasyonlarına başladı. 1948'in ilk aylarında, Deir Yassin katliamı gibi olaylar Filistinliler arasında bir panik dalgası yarattı ve yüz binlerce insanın kaçmasına neden oldu. BM raporlarına göre, toplamda 78 Arap kasabası ve yüzlerce köy boşaltıldı, yıkıldı veya Yahudi yerleşimlerine dönüştürüldü. Filistinlilerin mal varlıklarına el konuldu ve geri dönüşleri, yeni kurulan İsrail devleti tarafından yasaklandı.
Bu süreç, Filistinlilerin bugün hâlâ talep ettiği 'dönüş hakkı'nın temelini oluşturur. BM Genel Kurulu'nun 1948 tarihli 194 sayılı kararı, 'barış yapmak isteyen mültecilere en kısa sürede evlerine dönme izni verilmesini' öngörse de, İsrail bu kararı uygulamayı reddetmektedir. Nakba yılları aynı zamanda İsrail'in Yahudi karakterini güçlendirmek için Filistinli varlığını silme politikalarının başlangıcı oldu: yüzlerce cami yıkıldı, Arapça yer adları İbraniceleştirildi ve Filistinli tarih anlatısı resmi eğitimden çıkarıldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Süregelen Bir Travma
Nakba, sadece tarihsel bir olay değil, aynı zamanda canlı bir siyasi gerçekliktir. Her yıl 15 Mayıs'ta Filistinliler ve diasporadaki mülteciler, Nakba'yı anma günü olarak protestolar, yürüyüşler ve kültürel etkinliklerle anarlar. Batı Şeria, Gazze, Doğu Kudüs ve komşu ülkelerdeki mülteci kamplarında nesilden nesile aktarılan bir toplumsal hafıza söz konusudur. Son yıllarda, İsrail hükümeti 2018'de çıkardığı 'Yahudi Ulus Devleti Yasası' ile Nakba'nın anılmasını fiilen suç haline getirdi ve İsrail vatandaşı olan Filistinlilerin bu yasayı ihlal etmeleri halinde para cezası almalarını öngördü. Bu durum, Nakba'nın hâlâ sıcak bir siyasi mesele olduğunu göstermektedir.
Uluslararası alanda Nakba, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve Uluslararası Kızılhaç gibi kurumların raporlarında 'zulüm, savaş suçu ve nüfus nakli' olarak nitelendirilmektedir. Ancak ABD, AB ve diğer Batılı güçler, bu terimi resmi olarak tanımamakta ve genellikle '1948 savaşı sırasında nüfus hareketleri' gibi daha nötr ifadeler kullanmaktadır. Nakba'nın kabulü, İsrail-Filistin barış görüşmelerinde kilit bir uyuşmazlık noktasıdır: Filistinliler, Nakba'nın kabul edilmeden gerçek bir uzlaşmanın mümkün olmadığını savunurken, İsrail bu anlatıyı varoluşsal bir tehdit olarak görmektedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nakba, Türkiye'nin uzun süredir savunduğu Filistin davası açısından merkezi öneme sahiptir. Türkiye, Birleşmiş Milletler'deki oylamalarda Filistin'in yanında yer almakta ve Doğu Kudüs'ün başkent olduğu iki devletli çözümü desteklemektedir. Nakba'nın anılması, Türkiye'deki kamuoyunda ve medyada geniş yer bulur; özellikle Mavi Marmara krizi sonrası ikili ilişkilerde yaşanan gerginliklerde Filistin meselesi daha da ön plana çıkmıştır. Türkiye'nin Filistinli mültecilere yönelik insani yardımları ve Gazze'ye yönelik abluka karşıtı politikaları, Nakba'nın süregelen etkilerini hafifletme çabalarının bir parçasıdır. Ancak Türkiye'nin İsrail ile son yıllarda normalleşme adımları, bu konudaki söylemini zaman zaman esnetmektedir. Bölgesel istikrar açısından Nakba'nın kabul edilmemesi ve çözümsüzlük, Orta Doğu'daki çatışmaların temel nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir.