Hindistan Başbakanı Narendra Modi, ülkesinin kültürel dekolonizasyon sürecini kararlılıkla ilerletirken, bir yandan da Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri başta olmak üzere Batılı ülkelerle tarihin en kapsamlı ortaklıklarına imza atıyor. Bu ikili yaklaşım, Hindistan'ın dış politikasında belirgin bir paradoks oluşturuyor: Bir yandan sömürge geçmişinin izlerini silmeye çalışırken, diğer yandan eski sömürgecilerle stratejik, ekonomik ve askeri bağlarını derinleştiriyor.
Kültürel Dekolonizasyonun Yükselişi
Modi hükümeti, Hindistan'ın İngiliz sömürge döneminden miras kalan kurum ve sembolleri dönüştürmek için kapsamlı adımlar atıyor. Parlamento binasının yeniden inşası, sömürge dönemi yasalarının revizyonu ve üniversite müfredatının yerelleştirilmesi bunlardan sadece birkaçı. 2023'te Yeni Delhi'de açılan yeni Parlamento Binası, geleneksel Hint mimarisini yansıtırken, eski bina sömürge geçmişinin bir hatırlatıcısı olarak görülüyordu. Benzer şekilde, Hindistan tarih kitaplarında İngiliz yönetiminin 'modernleştirici' yönlerine daha eleştirel bir yaklaşım benimseniyor. Bu hamleler, Modi'nin 'Yeni Hindistan' vizyonunun merkezinde yer alıyor ve Hint milliyetçiliğini güçlendiriyor.
Eşi Görülmemiş Batı Ortaklıkları
Bu kültürel arınma çabalarına rağmen, Hindistan İngiltere ile serbest ticaret anlaşması müzakerelerini hızlandırırken, ABD ile savunma ve teknoloji alanında derin işbirlikleri geliştiriyor. Hindistan, ABD ile 'Kritik ve Gelişen Teknolojiler Girişimi' (iCET) kapsamında yapay zeka, kuantum bilişim ve uzay alanlarında ortak projeler yürütüyor. Ayrıca, Hindistan Hava Kuvvetleri İngiliz yapımı Hawk eğitim uçaklarını kullanmaya devam ederken, ABD'den Chinook helikopterleri satın aldı. Bu ortaklıklar, Hindistan'ın Çin'in artan nüfuzuna karşı bir denge unsuru olarak görülüyor. Analistlere göre, Modi bu çelişkiyi 'pragmatik milliyetçilik' çerçevesinde yönetiyor: Kültürel alanda sömürge mirası reddedilirken, Batı ile işbirliği ulusal çıkarlara hizmet ettiği sürece sürdürülüyor.
Paradoksun Küresel Yansımaları
Modi'nin bu iki yönlü politikası, diğer eski sömürge ülkeleri için de bir model oluşturuyor. Güney Afrika, Endonezya ve Brezilya gibi ülkeler, kültürel özgünlüklerini korurken Batı ile stratejik ittifak kurma yolunda Hindistan'ı izliyor. Ancak bu paradoks aynı zamanda jeopolitik gerilimler de yaratıyor. Çin, Hindistan'ın kültürel dekolonizasyon söylemini 'anti-Batı' olarak yorumlayıp kendi etki alanını genişletmeye çalışırken, ABD de Hindistan'ın bağlantısızlık geleneğinden endişe duyuyor. Hindistan'ın BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi Batı karşıtı bloklara üyeliği, Washington'da sorgulanıyor. Buna rağmen Modi, her iki tarafla da dengeli bir ilişki yürüterek Hindistan'ı küresel bir güç haline getirmeyi hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye de benzer bir ikilemle karşı karşıya: Osmanlı geçmişinin kültürel mirasını korurken, Batı ile stratejik ortaklıklarını sürdürmeye çalışıyor. Modi'nin modeli, Türkiye için hem fırsatlar hem de zorluklar barındırıyor. Türkiye, kültürel özgünlüğünü vurgularken, Batı ile çıkarlara dayalı işbirliğini devam ettirebilir; ancak bu dengeyi korumak, özellikle ABD ve AB ile yaşanan gerilimler nedeniyle zorlu. Hindistan'ın Çin karşısında Batı'ya yaslanması gibi, Türkiye de bölgesel tehditlere karşı Batı ile işbirliğini sürdürebilir. Ancak Ankara'nın Moskova ile yakınlaşması, bu denklemi farklılaştırıyor. Sonuçta, Modi'nin 'pragmatik milliyetçiliği' Türk dış politikası için bir referans noktası olabilir, ancak koşulların farklılığı dikkate alınmalıdır.