Mısır'ın kuzeydoğusunda yer alan Süveyş Kanalı'nın satışına ilişkin bir öneri, hükümetin devlet varlıklarını, kritik altyapıyı ve stratejik limanları Körfez müttefiklerine hızla satmasından zaten derin şüphe duyan Mısırlılar arasında yaygın endişe yarattı. Öneri, günler önce Hassan Heikal tarafından ortaya atıldı. Heikal, Mısır'ın önde gelen iş insanlarından ve kamuoyunda tanınan bir isim. Öneri, kanalın ekonomik değerinin altında kullanıldığı ve satışının ülke egemenliğini zedeleyeceği gerekçesiyle tepki çekti.
Gelişmenin Arka Planı
Süveyş Kanalı, 1869'da açıldığından bu yana Mısır'ın ekonomik ve stratejik bel kemiği olmuştur. Akdeniz ile Kızıldeniz'i birbirine bağlayan kanal, dünya deniz ticaretinin yaklaşık %12'sini taşır ve Mısır'a yılda milyarlarca dolar gelir sağlar. 1956'da Cemal Abdül Nasır'ın kanalı millileştirmesi, ülkenin bağımsızlık sembolü haline gelmiştir. Bugün ise kanal, Mısır'ın döviz kazancının önemli bir kaynağıdır; ancak son yıllarda küresel ticaret hacmindeki dalgalanmalar ve Kovid-19 salgını sonrası ekonomik sıkıntılar, kanal gelirlerini de olumsuz etkilemiştir.
Hassan Heikal'ın önerisi, Mısır hükümetinin son dönemdeki ekonomik politikalarıyla yakından ilişkili. Mısır, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile 2022'de imzaladığı 3 milyar dolarlık kredi anlaşması sonrası ekonomik reformlar yapmayı taahhüt etti. Bu kapsamda devlet varlıklarının satışı hızlandı. 2023'te Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) Ras El Hekma bölgesinde 35 milyar dolarlık bir anlaşma yaptı; bu anlaşma, ülkenin en büyük gayrimenkul anlaşmalarından biri olarak kayıtlara geçti. Ayrıca, stratejik limanlar ve altyapı projeleri Suudi Arabistan ve Katar gibi Körfez ülkelerine satıldı veya işletme hakları devredildi. Bu satışlar, Mısır kamuoyunda "varlıkların yok pahasına elden çıkarılması" eleştirilerine yol açtı.
Heikal'ın önerisi, bu bağlamda ortaya atıldı. Heikal, kanalın satışının Mısır'a acil nakit girişi sağlayacağını ve ekonomik krizi hafifleteceğini savundu. Ancak öneri, kanalın satışının yasal ve anayasal engelleri aşması gerektiği, ayrıca ulusal güvenlik riski taşıdığı gerekçesiyle hızla reddedildi. Mısır hükümeti henüz resmi bir açıklama yapmadı; ancak Cumhurbaşkanı Abdül Fettah el-Sisi, geçmişte Süveyş Kanalı'nın satılmayacağını birkaç kez kamuoyuna duyurmuştu. Yine de öneri, hükümetin ekonomik sıkışmışlığını ve stratejik varlıkları satma konusundaki istekliliğini gözler önüne seriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Süveyş Kanalı, yalnızca Mısır için değil, küresel ticaret için de hayati önem taşır. ABD, Çin, Avrupa ülkeleri ve Körfez devletleri, kanalın güvenli ve istikrarlı işleyişine büyük önem verir. Kanalın satışı veya işletmesinin devri, bölgesel güç dengelerini etkileyebilir. Örneğin, BAE veya Suudi Arabistan'ın kanalda söz sahibi olması, bu ülkelerin Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz'deki nüfuzunu artırabilir. Ayrıca, kanalın askeri stratejik önemi, büyük güçlerin (ABD, Çin, Rusya) bölgedeki varlığını doğrudan etkiler. Mısır, kanal üzerinden elde ettiği jeopolitik kozu kaybetmek istemez; ancak ekonomik kriz, bu kozu kullanma kapasitesini sınırlıyor.
Öte yandan, Mısır'ın iç ekonomik durumu, hükümetin meşruiyetini de etkiliyor. Ülkede enflasyon %30'un üzerinde seyrediyor, Mısır poundu değer kaybediyor ve dış borç yükü artıyor. Bu koşullar altında, hükümetin varlık satışları kamuoyunda tepki çekiyor. Süveyş Kanalı gibi sembolik bir varlığın satışı, halkın egemenlik algısına doğrudan dokunuyor. Bu nedenle, öneri her ne kadar reddedilse de, Mısır'ın ekonomik zorunluluklar nedeniyle benzer adımlar atabileceği yönünde spekülasyonlar sürüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mısır'ın Süveyş Kanalı'nı satma tartışması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz stratejilerini yakından ilgilendiriyor. Kanal, Türk deniz ticareti için kritik bir geçiş noktası; olası bir el değiştirme veya işletme devri, Türkiye'nin bölgesel ticaret rotalarını ve enerji güvenliğini etkileyebilir. Ayrıca, Mısır'ın Körfez ülkelerine yönelmesi, Türkiye'nin bölgedeki denge politikasını zorlaştırabilir. Türkiye, Mısır ile son dönemde normalleşme adımları atsa da, Doğu Akdeniz'deki rekabet devam ediyor. Kanalın satışı, bu rekabette yeni bir boyut yaratabilir. Türkiye, gelişmeyi dikkatle izlemeli ve alternatif ticaret koridorları (örneğin, Kalkınma Yolu Projesi) konusunda hazırlıklı olmalı.