Londra - İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband, Filistin meselesine yönelik onlarca yıllık İngiliz ataletini kesin bir şekilde kırarak, ülkesinin Ortadoğu politikasında köklü bir değişim sinyali verdi. Middle East Eye'da yayımlanan bir analize göre, Miliband'ın son dönemdeki açıklamaları ve attığı adımlar, İngiltere'nin İsrail-Filistin çatışmasına geleneksel yaklaşımından belirgin bir kopuşu temsil ediyor. Bu değişim, yalnızca sembolik bir söylem değişikliği değil; aynı zamanda Londra'nın bölgesel dengelerdeki konumunu yeniden tanımlama çabası olarak okunuyor.
Onlarca Yıllık Sessizliğin Sonu
İngiltere, tarihsel olarak Filistin meselesinde dengeli bir dil kullanmaya özen gösterse de, özellikle son yirmi yılda İsrail'in güvenlik endişelerini önceleyen ve Filistinlilerin haklarını arka plana atan bir tutum sergiledi. Bu politika, 2000'li yılların başından itibaren ABD'nin izlediği çizgiyle büyük ölçüde örtüşüyordu. Ancak Miliband'ın Dışişleri Bakanlığı döneminde, özellikle Gazze'ye yönelik insani krizin derinleşmesi ve yerleşim faaliyetlerinin artmasıyla birlikte, İngiliz diplomasisinde Filipinliler lehine bir ton değişikliği gözlemlenmeye başlandı.
Middle East Eye'ın haberine göre, Miliband son açıklamalarında İsrail'in uluslararası hukuku ihlal eden uygulamalarını açıkça eleştirdi ve iki devletli çözümün yalnızca sözde kalmaması gerektiğini vurguladı. Bu söylem, İngiltere'nin BM Güvenlik Konseyi'ndeki oylamalardaki tutumuna da yansıdı. Londra, son dönemde İsrail'i eleştiren bazı karar tasarılarına karşı daha esnek bir pozisyon aldı ve Filistinli sivillerin korunması çağrılarını destekledi. Bu adımlar, İngiltere'nin ABD ile olan geleneksel ittifakını korurken, aynı zamanda bağımsız bir Avrupa aktörü olarak hareket etme iradesini gösteriyor.
Uzmanlar, Miliband'ın bu çıkışını, İngiltere'nin iç siyasetindeki değişimle de ilişkilendiriyor. İşçi Partisi içindeki Filistin yanlısı kanadın baskısı ve kamuoyundaki artan duyarlılık, hükümetin pozisyonunu yumuşatmasında etkili oldu. Ayrıca, Brexit sonrası dönemde İngiltere'nin küresel arenada etkisini artırma arayışı, Londra'yı Ortadoğu'da daha görünür ve ilkeli bir duruş sergilemeye itiyor. Bu bağlamda Miliband'ın çıkışı, yalnızca bir dış politika revizyonu değil, aynı zamanda İngiltere'nin uluslararası kimliğini yeniden inşa etme çabası olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İngiltere'nin Filistin politikasındaki bu değişim, Avrupa Birliği ve ABD nezdinde de yankı buldu. ABD yönetimi, İsrail'e koşulsuz destek politikasını sürdürürken, İngiltere'nin farklı bir ses çıkarması, transatlantik ittifak içinde bir çatlak yaratabilir. Ancak bazı analistler, bu farklılığın Batı'nın ortak değerleri çerçevesinde bir denge unsuru olabileceğini savunuyor. Özellikle Avrupa'da İsrail'e yönelik eleştirilerin arttığı bir dönemde, İngiltere'nin pozisyon değişikliği, diğer Avrupa ülkeleri üzerinde de baskı oluşturabilir.
Öte yandan, İsrail hükümeti, Miliband'ın açıklamalarına sert tepki gösterdi ve İngiltere'yi 'terörizme meşruiyet kazandırmakla' suçladı. İsrail Başbakanı, Londra'nın tutum değişikliğinin barış sürecine zarar vereceğini öne sürdü. Filistin yönetimi ise bu adımı 'umut verici bir gelişme' olarak nitelendirdi ve diğer ülkelerin de benzer bir çizgi izlemesi çağrısında bulundu. Bölgesel aktörlerden Suudi Arabistan ve Mısır, İngiltere'nin arabuluculuk rolünü güçlendirmesini olumlu karşıladı. Katar ve Türkiye gibi ülkeler ise İngiltere'nin bu çıkışını memnuniyetle karşıladı.
Middle East Eye'ın analizine göre, İngiltere'nin Filistin konusundaki yeni tutumu, yalnızca bir dış politika hamlesi değil; aynı zamanda uluslararası hukukun üstünlüğü ve insan hakları söyleminin Batı'nın çifte standart eleştirilerine karşı bir yanıtı olarak da görülüyor. Miliband, yaptığı konuşmalarda 'uluslararası hukuka saygı' vurgusu yaparak, İngiltere'nin tarihsel sorumluluğunu hatırlattı. Bu söylem, özellikle genç seçmen ve sivil toplum kuruluşları nezdinde geniş yankı uyandırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İngiltere'nin Filistin politikasındaki bu keskin dönüş, Türkiye için önemli fırsatlar barındırıyor. Ankara, uzun süredir Filistin davasını savunan ve İsrail'e karşı eleştirel bir tutum izleyen bir aktör olarak, İngiltere'nin bu yeni çizgisini memnuniyetle karşılayabilir. Londra'nın BM ve diğer uluslararası platformlarda Filistin lehine daha aktif bir rol alması, Türkiye'nin diplomatik pozisyonunu güçlendirebilir. Ayrıca, İngiltere ile Türkiye arasında Ortadoğu'da artan iş birliği ihtimali, bölgesel istikrar açısından olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak, İngiltere'nin ABD ile olan stratejik ortaklığını koruma çabası, bu iş birliğinin sınırlarını belirleyecektir. Türkiye, bu süreçte İngiltere'nin Filistin konusundaki samimiyetini test etmeli ve somut adımlar beklemelidir.