Hükümetler iş, büyüme ve iklim çözümleri için giderek daha fazla okyanuslara yönelirken, kampanyacılar Kenya'nın Mombasa kentinde düzenlenen Our Ocean Konferansı'nda kıyı toplumlarının bu dönüşümden dışlanmaması gerektiği konusunda uyardı. Okyanus ekonomisinin hızla büyümesi, milyarlarca dolarlık yatırımları ve yeni endüstrileri beraberinde getiriyor; ancak bu büyümenin faydalarının adil dağılımı konusundaki endişeler artıyor.
Okyanus ekonomisinin yükselişi
Mavi ekonomi olarak da bilinen okyanus ekonomisi; deniz taşımacılığı, açık deniz rüzgar enerjisi, su ürünleri yetiştiriciliği, deniz madenciliği ve kıyı turizmi gibi geniş bir yelpazede faaliyetleri kapsıyor. Dünya Bankası'na göre, küresel okyanus ekonomisinin değeri 1,5 trilyon doları aşıyor ve bu rakamın 2030 yılına kadar 3 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Hükümetler, ekonomik büyümeyi canlandırmak ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek için bu potansiyeli kullanmaya istekli.
Ancak aktivistler, bu büyümenin yalnızca büyük şirketlere ve gelişmiş ülkelere fayda sağlama riskine dikkat çekiyor. Our Ocean Konferansı'nda konuşan sivil toplum temsilcileri, kıyı balıkçılığıyla geçinen toplulukların, endüstriyel balıkçılık ve deniz madenciliği gibi büyük ölçekli faaliyetler nedeniyle geçim kaynaklarını kaybedebileceğini belirtiyor. Ayrıca, okyanusların korunmasına yönelik uluslararası anlaşmaların uygulanmasında yerel toplulukların söz sahibi olması gerektiği vurgulanıyor.
Küresel boyut ve yerel etkiler
Okyanusların korunması ve sürdürülebilir kullanımı, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik öneme sahip. Okyanuslar, atmosferdeki karbondioksitin yaklaşık dörtte birini emerek iklimin düzenlenmesinde hayati rol oynuyor. Ancak, deniz seviyesinin yükselmesi, okyanus asitlenmesi ve aşırı avlanma gibi tehditler, bu ekosistemlerin dengesini bozuyor. Bu nedenle, mavi ekonomi yatırımlarının çevresel sürdürülebilirlikle uyumlu olması gerekiyor.
Our Ocean Konferansı'nda hükümetler, deniz koruma alanlarını genişletme ve sürdürülebilir balıkçılığı teşvik etme taahhütlerini yineledi. Ancak aktivistler, bu taahhütlerin yerel toplulukların ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli olmadığını savunuyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki kıyı toplulukları, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en savunmasız gruplar arasında yer alıyor. Bu topluluklar, hem geçim kaynaklarını korumak hem de okyanus kaynaklarının sürdürülebilir yönetimine katkıda bulunmak için desteklenmeli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak mavi ekonomiden önemli ölçüde faydalanma potansiyeline sahip. 2022 yılında açıklanan 'Mavi Ekonomi Eylem Planı' ile ülkenin deniz kaynaklarını daha verimli kullanmayı hedefliyor. Ancak, bu planın uygulanmasında kıyı balıkçıları ve yerel toplulukların haklarının korunması büyük önem taşıyor. Türkiye'nin deniz ticaretindeki güçlü konumu, açık deniz rüzgar enerjisi ve su ürünleri yetiştiriciliği gibi alanlarda yeni fırsatlar sunuyor. Fakat bu fırsatların sürdürülebilir ve kapsayıcı bir şekilde değerlendirilmesi, hem ulusal ekonomiye katkı sağlayacak hem de kıyı toplumlarının refahını artıracaktır. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları ve deniz yetki alanları üzerindeki anlaşmazlıklar göz önüne alındığında, Türkiye'nin mavi ekonomi politikalarını uluslararası hukuk ve bölgesel işbirliği çerçevesinde şekillendirmesi kritik önemde.