Fransa'da Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un, eşcinsel evlilik karşıtı olarak bilinen Senatör François-Noël Buffet'yi ülkenin en üst düzey insan hakları koruyucusu olan Défenseur des droits (Hakların Savunucusu) görevine aday göstermesi büyük tartışma yarattı. Salı günü yapılan oylamada, Macron'un adayı milletvekilleri tarafından dar bir farkla onaylandı. Karar, sivil toplum örgütleri ve insan hakları grupları tarafından sert bir dille eleştirildi. Eleştirmenler, Buffet'nin geçmişteki eşcinsel evlilik karşıtı söylemlerinin ve muhafazakar duruşunun, ombudsmanlık makamının tarafsızlık ve kırılgan grupları koruma misyonuyla bağdaşmadığını savunuyor.
Buffet'nin geçmişi ve atamanın arka planı
François-Noël Buffet, 2011 yılında Fransa'da eşcinsel evliliğin yasallaşmasına karşı çıkan isimlerden biriydi. O dönemde Senato'da yaptığı konuşmalarda, eşcinsel çiftlerin evlat edinme hakkına da karşı çıkmış ve geleneksel aile yapısını savunmuştu. Buffet, ayrıca göçmenlik ve laiklik konularında da sert bir çizgi izlemesiyle tanınıyor. Macron'un onu Défenseur des droits olarak ataması, özellikle LGBTİ+ örgütleri ve insan hakları dernekleri tarafından "bir hakaret" olarak nitelendirildi. Ombudsmanlık makamı, 2011 yılında kurulduğundan bu yana ayrımcılıkla mücadele, çocuk hakları ve polis şiddetine karşı denetim gibi alanlarda etkin bir rol oynuyor. Atamanın onaylanması için Ulusal Meclis'te yapılan oylamada 58 kabul, 46 ret oyu çıktı. İktidardaki Rönesans partisi ve müttefikleri lehte oy kullanırken, sol partiler ve Yeşiller aleyhte oy kullandı. Aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) ise çekimser kaldı.
Bölgesel ve küresel boyut
Fransa'da yaşanan bu gelişme, Avrupa genelinde insan hakları ve liberal değerler konusundaki tartışmaların bir yansıması olarak görülüyor. Son yıllarda birçok Avrupa ülkesinde muhafazakar ve popülist hareketlerin yükselişi, insan hakları kurumlarının bağımsızlığına yönelik tehditleri de beraberinde getirdi. Macron'un Buffet gibi tartışmalı bir ismi bu kritik göreve getirmesi, Fransa'nın uluslararası alandaki insan hakları imajına gölge düşürebilir. Özellikle Avrupa Birliği içinde Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde yaşanan hukukun üstünlüğü krizleri göz önüne alındığında, Fransa'nın bu adımı eleştirileri artırabilir. Öte yandan, Macron'un bu atamayla kendi siyasi tabanını genişletme ve sağ seçmene mesaj verme çabası içinde olduğu yorumları yapılıyor. Ancak bu stratejinin, ülkedeki toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirebileceği endişesi dile getiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'nın insan hakları ombudsmanlığına yaptığı bu atama, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, Avrupa'da insan hakları kurumlarının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirmesi açısından önem taşıyor. Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde insan hakları ve hukukun üstünlüğü sıkça gündeme geliyor. Fransa gibi bir AB üyesinde yaşanan bu tür tartışmalar, Türkiye'ye yönelik eleştirilerin göreceli olarak zayıflamasına yol açabilir. Zira AB ülkeleri de benzer sorunlarla boğuşurken, Türkiye'ye yönelik insan hakları baskısının daha az hissedilmesi mümkün. Ancak bu durum, Türkiye'nin kendi insan hakları performansını iyileştirme gerekliliğini ortadan kaldırmıyor. Aksine, Avrupa'daki bu tür gelişmeler, Türkiye'deki sivil toplum ve insan hakları savunucularına, kurumların bağımsızlığının korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.