Avrupa Birliği'nin ulaşım politikalarında iddialı hedefler belirlemek ile bu hedeflere ulaşmak için gereken ekonomik ve politik koşulları oluşturmak arasındaki uçurum giderek büyüyor. AB'nin Yeşil Mutabakat ve Sürdürülebilir ve Akıllı Hareketlilik Stratejisi kapsamında 2050'ye kadar ulaşım kaynaklı sera gazı emisyonlarını %90 azaltma hedefi bulunuyor. Ancak üye ülkelerin altyapı yatırımları, finansman mekanizmaları ve politik irade konusundaki eksiklikleri, bu hedeflerin kağıt üzerinde kalma riskini artırıyor.
Hedefler ve Gerçekler Arasındaki Uçurum
Avrupa Komisyonu, 2020'de yayımladığı Sürdürülebilir ve Akıllı Hareketlilik Stratejisi ile 2030'a kadar 30 milyon sıfır emisyonlu aracın yollarda olmasını, 100 Avrupa şehrinin iklim nötr hale gelmesini ve yüksek hızlı tren trafiğinin iki katına çıkarılmasını hedefledi. 2021'de kabul edilen 'Fit for 55' paketi ise 2030'a kadar 1990 seviyelerine göre %55 emisyon azaltımı öngörüyor. Ancak bu hedeflere ulaşmak için gereken yıllık 100 milyar euroluk ek yatırımın nasıl karşılanacağı belirsizliğini koruyor.
Üye ülkeler arasındaki farklılıklar da dikkat çekici. Batı Avrupa ülkeleri elektrikli araç şarj altyapısı ve demiryolu yatırımlarında ilerlerken, Doğu ve Güney Avrupa ülkeleri finansman sıkıntısı çekiyor. Örneğin, Romanya ve Bulgaristan'da demiryolu altyapısı büyük ölçüde eski ve yetersiz. Yunanistan ve İtalya gibi ülkeler ise yüksek borç yükü nedeniyle yeşil yatırımlara ayıracak kaynak bulmakta zorlanıyor.
Politik İrade ve Ekonomik Gerçekler
AB'nin hedeflerine ulaşması için sadece teknik düzenlemeler değil, aynı zamanda güçlü bir politik irade ve koordinasyon gerekiyor. Ancak üye ülkelerin çıkarları farklı. Almanya ve Fransa gibi ülkeler otomotiv endüstrilerini korumak ile yeşil dönüşüm arasında denge kurmaya çalışırken, İskandinav ülkeleri daha radikal adımlar atılmasını istiyor. Ayrıca, pandemi sonrası ekonomik toparlanma ve Ukrayna savaşının yarattığı enerji krizi, yeşil yatırımların önceliğini sorgulatıyor.
Avrupa Birliği'nin karbon fiyatlandırma mekanizması olan Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), ulaşım sektörünü 2027'den itibaren kapsayacak. Ancak bu, akaryakıt fiyatlarını artırarak sosyal tepkilere yol açabilir. Fransa'da 2018'de sarı yelekliler protestoları, yakıt vergisi artışıyla başlamıştı. Benzer bir durumun tekrarlanması, AB'nin yeşil dönüşüm politikalarını zorlaştırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'nın hareketlilik dönüşümü, küresel iklim hedefleri açısından kritik. AB, dünyanın en büyük ticaret bloklarından biri olarak, ulaşım kaynaklı emisyonların azaltılmasında öncü rol oynayabilir. Ancak ABD ve Çin gibi diğer büyük ekonomilerin benzer adımlar atmaması, AB'nin çabalarını gölgeleyebilir. Özellikle Çin, elektrikli araç üretiminde ve batarya teknolojisinde lider konumda. AB'nin bu alanda rekabet edebilmesi için Ar-Ge ve üretim kapasitesine yatırım yapması gerekiyor.
Ayrıca, AB'nin sınırda karbon düzenlemesi (CBAM) gibi mekanizmaları, ticaret ortaklarıyla gerilim yaratabilir. Türkiye gibi AB'ye ihracat yapan ülkeler, karbon vergileriyle karşılaşmamak için yeşil dönüşümlerini hızlandırmak zorunda. Bu da küresel tedarik zincirlerini etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AB'nin hareketlilik hedefleri ve yeşil dönüşüm politikaları, Türkiye'yi doğrudan etkiliyor. Türkiye, AB'nin en büyük ticaret ortaklarından biri ve ulaşım koridorlarının kesişme noktasında. AB'nin sınırda karbon düzenlemesi, Türk ihracatçıları için ek maliyet anlamına geliyor. Ayrıca, Türkiye'nin elektrikli araç ve batarya üretimindeki potansiyeli, AB'nin yeşil dönüşümü için fırsat olabilir. Ancak Türkiye'nin kendi emisyon azaltım hedeflerini güncellemesi ve yeşil yatırımları hızlandırması gerekiyor. Aksi halde, AB pazarında rekabet gücünü kaybedebilir. Ulaşım altyapısı yatırımları ve demiryolu bağlantıları da Türkiye'nin AB ile entegrasyonu açısından kritik.