Son yıllarda ABD'deki MAGA (Make America Great Again) hareketi, Avrupa'daki aşırı sağ partilerle ittifak kurarak küresel bir muhafazakar devrim hayal ediyordu. Ancak Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın liderliğindeki Avrupalı popülistlerin "ılımlılaşma" eğilimi, bu hayalleri suya düşürdü. Orban'ın son dönemde Rusya-Ukrayna savaşındaki dengeli tutumu ve AB ile uzlaşmacı adımları, ABD'deki aşırı sağcı çevrelerde hayal kırıklığı yarattı. Bu durum, küresel sağcı hareketler arasında stratejik bir ayrışmaya işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı: Orban'ın Dönüşümü ve MAGA'nın Tepkisi
Viktor Orban, 2010'dan beri Macaristan'ı yönetiyor ve uzun süre ABD'deki muhafazakarların gözdesiydi. Ancak Orban, Ukrayna savaşının başlamasıyla birlikte daha temkinli bir dış politika izlemeye başladı. Macaristan, Rusya'ya yönelik yaptırımları desteklemekle birlikte, enerji bağımlılığı nedeniyle Moskova ile diplomatik ilişkilerini kesmedi. Ayrıca Orban, AB fonlarını almak için Brüksel ile bazı uzlaşmalara gitti. Bu adımlar, MAGA hareketinin radikal kanadında rahatsızlık yarattı. Örneğin, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın danışmanı Steve Bannon, Orban'ı "liberal sisteme teslim olmakla" suçladı. Orban'ın bu politikaları, ABD'deki aşırı sağcıların "Batı medeniyetini kurtarma" söylemleriyle çelişiyor.
MAGA hareketi, Avrupa'da Marine Le Pen (Fransa), Matteo Salvini (İtalya) ve Geert Wilders (Hollanda) gibi isimlerle ittifak kurmayı hedefliyordu. Ancak bu liderlerin çoğu, iktidara yaklaştıkça popülist söylemlerini yumuşatma eğilimi gösteriyor. Örneğin, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, AB ile işbirliğini ön plana çıkarırken, Hollanda'da Wilders koalisyon hükümetine girince göçmen karşıtı söylemlerini hafifletti. Bu durum, MAGA'nın "Batı'yı ele geçirme" planlarını sekteye uğratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Avrupa Popülizminin Evrimi
Avrupa'daki popülist partiler, son on yılda önemli bir dönüşüm geçirdi. 2008 ekonomik krizi ve 2015 göçmen krizinin ardından yükselen bu partiler, artık iktidara gelme olasılıklarının arttığını görerek daha pragmatik bir çizgi benimsiyor. Macaristan'da Orban, 2022 seçimlerini kazanmasına rağmen, AB ile yaşadığı hukuk devleti sorunları nedeniyle kısmen izole oldu. Bu izolasyon, onu iç politikada daha agresif yaparken, dış politikada denge arayışına itti. Aynı şekilde, Polonya'da iktidara gelen Donald Tusk'ın merkez sağ hükümeti, eski popülist PiS partisinin izlerini silmeye çalışıyor.
Küresel ölçekte, ABD'deki MAGA hareketi ve Avrupalı popülistler arasındaki bu ayrışma, sağcı enternasyonalizmin zayıfladığını gösteriyor. Brezilya'da Jair Bolsonaro'nun yenilgisi ve Hindistan'da Narendra Modi'nin otoriter eğilimlerine rağmen demokratik kurumları koruma çabaları, popülizmin küresel bir model olarak sınırlarını ortaya koyuyor. Uzmanlar, Orban'ın "illiberal demokrasi" modelinin, özellikle ABD'deki muhafazakarlar için artık cazip olmadığını belirtiyor. Bunun yerine, daha geleneksel muhafazakar değerler ve ekonomik milliyetçilik ön plana çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türk dış politikası açısından önemli sinyaller taşıyor. Türkiye, NATO üyesi olarak Rusya-Ukrayna savaşında dengeli bir pozisyon benimserken, Macaristan'ın benzer bir strateji izlemesi Ankara ile Budapeşte arasında potansiyel işbirliği alanları yaratabilir. Ancak Orban'ın AB ile uzlaşma arayışı, Türkiye'nin AB sürecinde bir örnek teşkil etmiyor; çünkü Macaristan AB üyesi, Türkiye ise aday ülke statüsünde. Türkiye, kendi bölgesel çıkarları doğrultusunda hem ABD hem de Rusya ile ilişkilerini yönetirken, Avrupa'daki popülist eğilimlerin İslam karşıtlığı boyutuna dikkat etmeli. Türkiye'nin Avrupa'da yükselen aşırı sağa karşı göçmen hakları ve dini özgürlükler konusunda net bir duruş sergilemesi gerekiyor.