Macaristan'da savcılar, 2024 yılında düzenlenen ve yetkililer tarafından yasaklanan Onur Yürüyüşleri'nin organizatörlerine yönelik suçlamaları düşürme kararı aldı. Perşembe günü yapılan açıklamada, Macaristan Başsavcılığı, Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın (ABAD) emsal teşkil eden bir kararına atıfta bulunarak, organizatörler aleyhindeki cezai kovuşturmayı sonlandırdı. Karar, Macaristan'ın muhafazakar hükümeti ile AB arasında LGBTİ+ hakları konusunda yaşanan gerilimin önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Başkent Budapeşte'de düzenlenen yürüyüşler, 2024 yılında hükümetin aldığı bir kararla yasaklanmış, buna rağmen gerçekleştirilen etkinliklere katılan aktivistler yasal yaptırımlarla karşı karşıya kalmıştı.
Gelişmenin arka planı
Macaristan'da Viktor Orbán liderliğindeki hükümet, 2024 yılında ülkede Onur Yürüyüşleri'nin düzenlenmesini yasaklayan bir kararname çıkarmıştı. Kararname, kamu düzeni ve ahlak gerekçelerine dayandırılmış, ancak sivil toplum örgütleri ve uluslararası insan hakları kuruluşları tarafından ayrımcı ve ifade özgürlüğünü ihlal edici olarak nitelendirilmişti. Buna rağmen, LGBTİ+ aktivistleri yasağa rağmen yürüyüş düzenlemeye karar vermiş ve bu eylemler nedeniyle organizatörler hakkında soruşturma başlatılmıştı.
Avrupa Birliği Adalet Divanı, 2024 yılı sonunda verdiği bir kararda, AB üye devletlerinin ifade özgürlüğü ve ayrımcılık yasağı kapsamında barışçıl toplantıları engelleyemeyeceğine hükmetmişti. Karar, Macaristan'daki yasağın AB hukukuna aykırı olduğu yönünde yorumlandı. Macar savcılar, bu kararı gerekçe göstererek, 2024 yürüyüşlerinin organizatörlerine yönelik tüm suçlamaları düşürdü. Başsavcılık, ABAD kararının iç hukukta doğrudan uygulanabilir olduğunu ve bu nedenle kovuşturmanın devam ettirilemeyeceğini belirtti.
Bölgesel ve küresel boyut
Karar, Orta ve Doğu Avrupa'da LGBTİ+ hakları konusunda yaşanan mücadelede önemli bir emsal teşkil ediyor. Polonya, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerde de benzer yasaklar veya kısıtlamalar bulunuyor. ABAD kararı, bu ülkelerdeki aktivistlere yasal dayanak sağlayabilir. Öte yandan, Macar hükümeti kararı eleştirerek, AB'nin iç işlerine müdahale ettiğini savunuyor. Orbán yönetimi, ulusal egemenlik ve aile değerleri vurgusu yaparak, AB'nin LGBTİ+ hakları konusundaki baskılarına direnmeye devam ediyor.
Küresel ölçekte ise bu gelişme, uluslararası insan hakları standartları ile ulusal yasalar arasındaki gerilimi bir kez daha gündeme taşıdı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi gibi kuruluşlar, Macaristan'daki yasağı daha önce kınamıştı. ABAD kararı, benzer durumlardaki diğer ülkeler için de bağlayıcı olabilecek bir referans noktası olarak görülüyor. Ancak, Macaristan'ın karara uymaması durumunda AB'nin yaptırım mekanizmalarını devreye sokması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de LGBTİ+ hakları ve ifade özgürlüğü konularında benzer tartışmalar yaşanmaktadır. Bu karar, Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve diğer uluslararası sözleşmeler açısından emsal teşkil edebilir. Ancak Türkiye'nin AB üyesi olmaması, ABAD kararlarının doğrudan bağlayıcı olmadığı anlamına geliyor. Öte yandan, kararın bölgesel etkisi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde ve insan hakları reformları konusunda bir referans noktası olarak kullanılabilir. Bu gelişme, Türkiye'deki sivil toplum örgütleri tarafından da yakından takip edilmektedir.