Fransa'da 11 yaşındaki Lyhanna'nın vahşice öldürülmesinin ardından adalet sistemindeki cinsel istismar vakalarının yetersiz ele alınması kamuoyunda büyük tepkiye yol açtı. Olay, ülkede yıllardır süregelen adalet zaafiyetini bir kez daha gündeme getirirken, Adalet Bakanı Éric Dupond-Moretti istifa çağrılarına direniyor. Bağımsız Cinsel İstismar Komisyonu'nun (CIIVISE) verilerine göre, cinsel istismar şikayetlerinin yalnızca yüzde 7'si mahkumiyetle sonuçlanıyor.
Gelişmenin arka planı
Lyhanna, 14 Ekim 2023'te Paris yakınlarındaki evinde ölü bulunmuş, yapılan otopsi sonucu vücudunda cinsel saldırı izlerine rastlanmıştı. Zanlı, daha önce benzer suçlardan kaydı bulunan 43 yaşındaki bir adam olarak tespit edildi. Olayın ardından, kızın ailesi ve aktivistler, adli makamların önceki cinsel saldırı şikayetlerini ciddiye almadığını ve failin serbest dolaşmasına izin verdiğini iddia etti. Fransız medyası, Lyhanna'nın ailesinin daha önce polise yaptığı şikayetlerin işleme konulmadığını ortaya çıkardı. Bu durum, ülkede adalet sisteminin cinsel istismar mağdurlarını korumada ne kadar başarısız olduğunun bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Adalet Bakanı Dupond-Moretti, 25 Ekim'de yaptığı açıklamada, "Bu trajik olayın ardından sistemin sorgulanması anlaşılabilir, ancak sorumluluk bana ait değil" diyerek istifa çağrılarını reddetti. Bakan, yargı reformları yapıldığını ve 2024 yılından itibaren cinsel şiddet mağdurları için özel mahkemeler kurulacağını duyurdu. Ancak muhalefet ve sivil toplum kuruluşları, bu adımların yetersiz olduğunu ve acil eylem planı gerektiğini savunuyor. Komisyon raporuna göre, 2021 yılında kaydedilen 220 bin cinsel saldırı vakasından sadece 15 bini mahkumiyete ulaştı. Bu rakamlar, Fransa'da cinsel istismarla mücadelede büyük bir boşluk olduğunu gösteriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Lyhanna davası, yalnızca Fransa'da değil, Avrupa genelinde cinsel istismar vakalarının yargıya yansıması konusunda tartışmaları alevlendirdi. Avrupa Konseyi, 2022 yılında yayımladığı bir raporda, üye ülkelerin cinsel şiddetle mücadelede yetersiz kaldığını belirtmişti. Fransa, özellikle kadın ve çocuklara yönelik cinsel suçlarda düşük mahkumiyet oranlarıyla eleştiriliyor. Uzmanlar, bu durumun mağdurların adalete erişimini engellediğini ve faillerin cezasız kalmasına yol açtığını vurguluyor. Olay, aynı zamanda AB'nin kadına yönelik şiddetle mücadele direktifinin uygulanmasını hızlandırabilir. Avrupa Adalet Divanı, yakın zamanda Fransa'yı cinsel şiddet mağdurlarına yeterli koruma sağlamadığı için kınamıştı.
Küresel ölçekte, Lyhanna davası, sosyal medyada #MeToo hareketini yeniden gündeme getirdi. Birçok ülkede kadın örgütleri, adalet sistemlerinin cinsel istismar vakalarında daha etkin çalışması için protestolar düzenliyor. Fransa'da ise bu dava, hükümetin yargı reformu vaatlerini hızlandırmasına neden oldu. Ancak eleştirmenler, reformların sadece kağıt üzerinde kaldığını ve sahadaki uygulamaların değişmediğini iddia ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki bu vaka, Türkiye'de de benzer tartışmalara yol açan adalet sistemi zaafiyetlerini hatırlatıyor. Türkiye'de kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismar vakalarında mahkumiyet oranları da düşük seyretmekte, mağdurların şikayet süreçlerinde karşılaştıkları zorluklar sıkça gündeme gelmektedir. Bu gelişme, Türkiye'nin AB ile ilişkileri bağlamında, özellikle kadın hakları ve hukukun üstünlüğü konularında uyum sürecini hızlandırması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, iki ülke arasındaki adli iş birliği anlaşmaları kapsamında, cinsel suçlarla mücadelede ortak protokollerin geliştirilmesi fırsatı doğabilir. Türkiye, kendi iç hukukunda da benzer reformlara ihtiyaç duyduğunu bu vesileyle tekrar değerlendirmelidir.