Lübnan'da, İsrail ile imzalanan bir çerçeve anlaşması, ülke genelinde büyük protestolara ve sert eleştirilere neden oldu. Anlaşma, aylarca süren ölümcül saldırıların ardından İsrail askerlerinin işgal altındaki topraklardan çekilmesini zorunlu kılmadığı için halkın öfkesini üzerine çekti. Başkent Beyrut başta olmak üzere birçok kentte binlerce kişi sokaklara dökülerek, hükümeti ihanetle suçladı ve anlaşmanın derhal iptalini talep etti. Göstericiler, İsrail'in güney Lübnan'daki varlığını meşrulaştıran bu adımın, egemenliklerine yönelik bir darbe olduğunu savunuyor.
Anlaşmanın İçeriği ve Arka Planı
İsrail ile Lübnan arasında imzalanan çerçeve anlaşması, iki ülke arasındaki sınır anlaşmazlıklarını çözmeyi ve deniz yetki alanlarını belirlemeyi amaçlıyor. Ancak anlaşmanın en tartışmalı maddesi, İsrail askerlerinin işgal altındaki Lübnan topraklarından çekilmesi için kesin bir takvim veya koşul içermemesi. Anlaşma, daha çok gelecekteki müzakerelere zemin hazırlayan bir mutabakat metni niteliği taşıyor. Bu durum, özellikle 2006 savaşından bu yana İsrail işgali altındaki Şeba Çiftlikleri ve Kfarşuba tepeleri gibi bölgelerde yaşayan Lübnanlılar için büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Hükümet yetkilileri, anlaşmanın diplomatik bir kazanım olduğunu ve gerilimi azaltacağını savunsa da, muhalefet ve sivil toplum örgütleri bu argümanları reddediyor.
Son aylarda İsrail'in Lübnan'ın güneyine yönelik hava saldırıları ve sınır ötesi operasyonları, sivil kayıplara ve büyük çaplı hasara yol açmıştı. Birleşmiş Milletler raporlarına göre, bu saldırılarda en az 120 sivil hayatını kaybederken, yüz binlerce kişi yerinden edildi. İşte bu ortamda imzalanan anlaşma, İsrail'e herhangi bir yaptırım getirmediği gibi, işgal altındaki topraklardan çekilme yükümlülüğü de içermiyor. Bu da anlaşmayı halk nezdinde meşruiyetten yoksun kılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Anlaşma, sadece Lübnan'da değil, bölgesel arenada da tartışma yarattı. İran destekli Hizbullah, anlaşmayı "İsrail'in dayatması" olarak nitelendirirken, Suudi Arabistan ve Mısır gibi ülkeler ise anlaşmayı ihtiyatlı bir şekilde destekledi. ABD ve Fransa'nın arabuluculuğunda imzalanan anlaşma, Batılı ülkeler tarafından "istikrar için bir adım" olarak selamlandı. Ancak analistler, anlaşmanın İsrail'in bölgesel hakimiyetini pekiştirdiğini ve Lübnan'ın egemenliğini zayıflattığını belirtiyor. Özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda önemli bir öncelik teşkil eden anlaşma, Lübnan'ın deniz yetki alanlarını da daraltıyor. Bu durum, ülkenin ekonomik krizini derinleştirirken, halkın hükümete olan güvenini de sarsıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası açısından doğrudan önem taşıyor. Lübnan'ın egemenlik haklarının zayıflaması, bölgedeki deniz yetki alanı anlaşmazlıklarında Türkiye'nin elini zorlaştırabilir. Ayrıca, İsrail'in Lübnan'daki varlığını meşrulaştıran bir anlaşma, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve bölgesel denge politikasını etkileyebilir. Ankara, Lübnan'ın toprak bütünlüğü ve egemenliğini vurgulayan bir duruş sergilerken, bu anlaşmanın bölgesel istikrarı olumsuz etkilemesinden endişe duyuyor. Türkiye, anlaşmanın Lübnan halkının çıkarlarını yansıtmadığını ve İsrail'in işgalci politikalarını teşvik ettiğini düşünüyor.