ABD'nin ev sahipliğinde İsrail ve Lübnan arasında Washington'da başlayan dolaylı müzakerelerin en kritik gündem maddesi, İran'ın Lübnan'daki varlığı ve Hizbullah'ın geleceği oldu. Trump yönetiminin Tahran'ın bu süreçteki rolüne dair verdiği karışık sinyaller, görüşmelerin seyrini belirleyecek en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. İran'ın, Lübnan'daki vekil gücü Hizbullah'ı korumak amacıyla İsrail-Lübnan müzakerelerine doğrudan müdahil olduğu belirtiliyor.
Müzakerelerin arka planı ve İran faktörü
İsrail ile Lübnan arasındaki dolaylı görüşmeler, iki ülke arasındaki kara sınırı ihtilaflarının çözümü ve deniz yetki alanlarının belirlenmesini hedefliyor. Ancak Hizbullah'ın askeri kanadının Lübnan siyasetindeki dominant rolü, müzakereleri karmaşık hale getiriyor. İran, Hizbullah aracılığıyla Lübnan üzerinde önemli bir nüfuza sahip ve Tahran'ın bu varlığından vazgeçmeye yanaşmadığı ifade ediliyor.
Trump yönetimi bir yandan İran'a yönelik maksimum baskı politikasını sürdürürken, diğer yandan Lübnan'da Hizbullah'ın siyasi kanadını meşru bir aktör olarak kabul eden bir tutum sergiliyor. Bu çelişkili yaklaşım, Beyrut ve Tel Aviv arasındaki görüşmelerde bir tıkanıklığa neden oluyor. Özellikle ABD'nin Lübnan'a yönelik askeri yardımları ve Hizbullah'ın bu yardımların denetimindeki rolü, İsrail tarafında ciddi güvenlik endişeleri doğuruyor.
İsrailli yetkililer, Hizbullah'ın sınıra yakın konumlanmış füze cephaneliklerinin ve İran'ın bu gruba sağladığı lojistik desteğin, müzakerelerin en kritik başlıklarından biri olduğunu vurguluyor. Lübnan tarafı ise Hizbullah'ın ülke içindeki silahlı varlığının iç siyasi bir mesele olduğunu savunarak bu konuyu uluslararası müzakerelerin dışında tutmaya çalışıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Lübnan-İsrail müzakereleri, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Ortadoğu'daki güç dengelerini de yakından ilgilendiriyor. İran'ın nükleer programına ilişkin uluslararası baskıların arttığı bir dönemde, Tahran'ın Lübnan üzerindeki etkisini koruma çabası, bölgesel bir krizi tetikleyebilecek potansiyele sahip.
Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri, Hizbullah'ın Lübnan'daki nüfuzunun artmasından rahatsızlık duyuyor. Bu ülkeler, Lübnan'ın egemenliğinin yeniden tesis edilmesi ve İran'ın bölgedeki yayılmacı politikalarının sınırlandırılması çağrısında bulunuyor. Öte yandan, Fransa başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, Hizbullah'ın siyasi kanadıyla diyaloğu sürdürerek Lübnan'ın istikrara kavuşmasını hedefliyor.
ABD'nin bu karmaşık denklemde izleyeceği yol, sadece Lübnan ve İsrail için değil, tüm Doğu Akdeniz bölgesi için belirleyici olacak. Trump yönetiminin Hizbullah konusundaki net tavrı, müzakerelerin başarı şansını doğrudan etkileyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan-İsrail müzakereleri ve İran'ın Hizbullah üzerinden bu sürece müdahalesi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki çıkarları ve bölgesel politikası açısından yakından takip edilmesi gereken bir gelişmedir. Türkiye, Lübnan'ın siyasi istikrarı ve toprak bütünlüğüne verdiği desteğin yanı sıra, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımı konusunda İsrail ve Lübnan ile farklı pozisyonlara sahiptir. Hizbullah'ın Lübnan'daki etkisinin devam etmesi, Türkiye'nin bölgedeki nüfuz alanını daraltabilir ve Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni gerilimlere yol açabilir. Ayrıca, Suriye krizinde İran'la rekabet halinde olan Türkiye, Tahran'ın Lübnan üzerinden kazandığı stratejik derinliğin kendi güvenliğine olası etkilerini değerlendirmek durumundadır. Müzakerelerde Hizbullah'ın silahsızlandırılması yönünde bir adım atılması, Türkiye'nin bölgesel vizyonuyla uyumlu olabilecekken, aksi bir durum Ankara'nın diplomatik angajmanını zorlaştırabilir.