ABD Yüksek Mahkemesi, tarım ilacı üreticisi Monsanto'nun (şimdi Bayer'in bir parçası) Roundup markalı herbisitiyle ilgili eyalet düzeyindeki davaların federal yasa tarafından engellendiğine karar verdi. Yüksek mahkeme, çiftçiler ve tüketiciler tarafından açılan davalarda, ürünün etiketinde kanser riskine ilişkin uyarı bulunmamasının eyalet hukuku kapsamında tazminat gerektirmediğini, çünkü Federal Insektisit, Fungisit ve Rodentisit Yasası'nın (FIFRA) bu tür eyalet taleplerini öncelediğini belirtti. Karar, Monsanto'nun bir dizi eyalet davasında karşı karşıya kaldığı milyarlarca dolarlık tazminat taleplerini sınırlayabilir.
Gelişmenin arka planı
Monsanto'nun Roundup ürünü, dünyada en yaygın kullanılan herbisitlerden biridir. Aktif madde glifosat, birçok ülkede tarım alanlarında yabani otları kontrol etmek için kullanılmaktadır. Ancak Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) bağlı kuruluşu Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), 2015 yılında glifosatı 'insanlar için muhtemelen kanserojen' olarak sınıflandırdı. Bu sınıflandırma, ABD'de binlerce davanın açılmasına yol açtı. Davacılar, Roundup'a maruz kaldıktan sonra Non-Hodgkin lenfoma gibi kanser türlerine yakalandıklarını iddia ediyor.
Mahkemenin 9-0 oyla aldığı kararda, Yargıç Brett Kavanaugh, FIFRA'nın eyaletlerin 'farklı etiketleme gereklilikleri' getirmesini engellediğini, ancak bu yasanın eyaletlerin ürün güvenliğiyle ilgili genel düzenlemeler yapmasını tamamen yasaklamadığını ifade etti. Bu karar, Monsanto için önemli bir zafer olsa da, şirketin federal düzeyde ürün güvenliğiyle ilgili davalarla karşı karşıya kalmasını engellemiyor. Bayer, Monsanto'yu 2018 yılında 63 milyar dolara satın almış ve o tarihten bu yana Roundup davalarıyla boğuşuyor. Şirket, toplamda 165 bin dava ile karşı karşıya olduğunu ve şimdiye kadar 10 milyar dolardan fazla tazminat ödediğini açıklamıştı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu karar, yalnızca ABD'de değil, küresel çapta tarım ilacı düzenlemeleri ve şirket sorumluluğu açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Glifosat kullanımı, Avrupa Birliği'nde de tartışmalıdır; AB, 2022 yılında glifosat lisansını 10 yıl süreyle uzatma kararı alırken, bazı üye ülkeler (Almanya, Fransa gibi) ulusal düzeyde kısıtlamalar getirmiştir. ABD'deki bu karar, eyaletlerin kendi tüketici koruma yasalarını şirketlere karşı kullanma yetkisini sınırlayarak, federal düzenlemelerin üstünlüğünü pekiştiriyor.
Çevre örgütleri ve tüketici hakları grupları, kararı 'büyük şirketlerin cezai sorumluluktan kaçışı olarak' nitelendirdi. Dava sürecinde mahkemeye sunulan bilirkişi raporları, glifosatın kanser riskiyle bağlantısı konusunda bilimsel görüş ayrılıkları olduğunu ortaya koyuyor. ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA), glifosatın kanserojen olmadığı yönünde değerlendirmeler yaparken, IARC'nin sınıflandırması farklı bir sonuca işaret ediyor. Bu çelişki, küresel düzeyde düzenleyici kurumların kimyasalların güvenliğini değerlendirirken hangi bilimsel kanıtlara öncelik vereceği sorusunu gündeme getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarımda glifosat kullanımını 2022 yılında yasaklamıştır. Bu karar, ABD'deki yargı sürecinin dolaylı olarak Türkiye'yi etkileyeceği anlamına gelmiyor, ancak küresel tarım ilacı pazarında Monsanto/Bayer gibi şirketlerin yasal sorumluluğunun sınırlanması, Türkiye'nin tarım ürünleri ihracatında AB standartlarına uyum çabalarını etkileyebilir. Türkiye, Avrupa Birliği'ne ihraç ettiği ürünlerde pestisit kalıntı limitlerini AB normlarına uygun hale getirmeye çalışırken, bu tür kararlar uluslararası hukukta şirketlerin sorumluluğuna ilişkin tartışmaları alevlendirebilir. Ayrıca, Türkiye'de glifosat yasağına rağmen kaçak kullanımın devam ettiği yönünde haberler bulunmaktadır; bu nedenle karar, tarım ilaçlarının denetimi ve halk sağlığı açısından dikkatle izlenmelidir.