İngiltere'nin en büyük perakende bankalarından Lloyds Bank, bağımsız haber platformu The Canary'nin banka hesabını hiçbir gerekçe göstermeden kapatmasının ardından ülkede geniş çaplı bir tepki dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Sol eğilimli yayın kuruluşu The Canary, 11 Eylül 2024 tarihinde banka tarafından 'bankasızlık' (debanking) adı verilen uygulamayla karşılaştığını duyurdu. Banka, müşteri olarak kabul etmeme kararının nedenine dair herhangi bir açıklama yapmazken, sivil toplum örgütleri ve ifade özgürlüğü savunucuları bu durumu 'siyasi sansür' olarak nitelendirdi. The Canary, daha önce de ödeme işlemcisi Stripe tarafından benzer bir muameleye maruz kalmış ve bu da medyada 'finansal sansür' tartışmalarını beraberinde getirmişti.
Gelişmenin Arka Planı
The Canary, 2015 yılında kurulmuş, bağımsız ve sol tandanslı bir çevrimiçi haber platformudur. Orta Doğu ve diğer bölgelerdeki gelişmelere sık sık eleştirel bakış açılarıyla yer verir. Platform, özellikle İsrail-Filistin çatışması ve Batı'nın Orta Doğu politikaları hakkında yayınladığı haberlerle biliniyor. Lloyds Bank'ın hesap kapatma kararı, The Canary'nin bu tür haberleri nedeniyle ‘yüksek riskli’ olarak sınıflandırılmış olabileceği yönünde spekülasyonlara yol açtı. Banka, bu iddiaları doğrulamazken, birçok bağımsız medya kuruluşu ve aktivist, bu tür uygulamaların giderek daha fazla hedef alındığını savunuyor. İngiltere'de bankalar, müşterilerini değerlendirirken ‘itibar riski’ de dahil olmak üzere çeşitli kriterler kullanabiliyor. Ancak eleştirmenler, bu kriterlerin keyfi bir şekilde siyasi muhalifleri susturmak için kullanıldığını iddia ediyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut
The Canary olayı, sadece İngiltere'de değil, küresel çapta finansal kurumların medya üzerindeki gücünü derinlemesine sorgulatıyor. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nde de benzer 'debanking' vakaları yaşanmış ve düzenleyici kurumları harekete geçirmişti. Orta Doğu haberlerini yakından takip eden The Canary gibi mecralar, bölgesel çatışmalara farklı bir bakış açısı sunarak geleneksel medyanın dışında bir alan yaratıyor. Ancak bu tür finansal engeller, alternatif seslerin duyulmasını zorlaştırıyor. Konu, ifade özgürlüğü ve bankacılık hizmetlerine erişim hakkı arasındaki hassas dengeyi bir kez daha gündeme taşıdı. İngiltere hükümeti, bu tür durumların önüne geçmek için yeni düzenlemeler üzerinde çalıştığını duyursa da, uygulamada henüz somut bir ilerleme kaydedilmiş değil. Bu olay, özellikle Orta Doğu haberlerine ilgi duyan izleyici kitlesi için endişe verici bir emsal teşkil ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de bağımsız medya kuruluşları benzer finansal baskılarla sık sık karşılaşmaktadır. Lloyds Bank'ın The Canary'ye yönelik uygulaması, Türkiye'deki haber platformlarının uluslararası bankalarla çalışırken yaşayabileceği riskleri hatırlatıyor. Orta Doğu haberlerine getirdikleri eleştirel perspektif nedeniyle hedef alınan yayıncılar, finansal kurumların keyfi kararları karşısında savunmasız kalabiliyor. Bu durum, Türk dış politikasında da alternatif seslerin bastırılmasına yönelik küresel bir eğilimin parçası olarak değerlendirilebilir. Ankara, bağımsız medyanın korunması için uluslararası düzeyde daha güçlü düzenlemeler talep edebilir. Ayrıca, bu tür olaylar Türkiye'nin 'finansal bağımsızlık' arayışını ve kendi ödeme sistemlerini geliştirme çabalarını haklı çıkarabilir.