Fransa'da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) partisinin lideri Marine Le Pen, hakkında devam eden yolsuzluk soruşturmasında kendisini 'siyasileşmiş bir yargının kurbanı' olarak konumlandırma stratejisi izliyor. Ancak bu söylem, partisinin çekirdek seçmeni üzerinde etkili olsa da, genel Fransız kamuoyunda beklenen karşılığı bulmuş değil. Le Pen'in bu hamlesi, özellikle Mart 2024'te yapılması planlanan Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde siyasi bir manevra olarak değerlendiriliyor.
Le Pen'in Yargı Süreci ve Siyasi Stratejisi
Marine Le Pen, Avrupa Parlamentosu'ndaki çalışanların maaşlarını parti içi harcamalar için kullandığı iddiasıyla 2017'den bu yana soruşturma altında. Fransız yargısı, RN'nin Avrupa Parlamentosu'ndan aldığı fonları usulsüz şekilde kullandığını ve bu yolla partinin mali kaynaklarını artırdığını öne sürüyor. Le Pen ve diğer parti yetkilileri suçlamaları reddederken, LePen'in avukatları sürecin siyasi bir operasyon olduğunu savunuyor. Le Pen, kamuoyu önünde yaptığı açıklamalarda, 'Fransız yargısının muhalefeti susturmak için kullanıldığını' iddia ediyor. Ancak yapılan anketler, bu argümanın geniş kitlelerce benimsenmediğini gösteriyor. Örneğin, Ipsos tarafından yapılan bir ankete göre, Fransızların yalnızca %28'i Le Pen'in 'siyasileşmiş yargı' iddiasına inanıyor. Bu oran, RN seçmenlerinde %70'e çıkarken, diğer partilerin seçmenlerinde oldukça düşük kalıyor.
Le Pen'in bu stratejisi, aslında Fransa'da son yıllarda sıkça görülen bir siyasi taktiği yansıtıyor: Yargı kararlarını siyasi rakiplerin baskısıyla ilişkilendirme ve kendini mağdur konumuna koyarak tabanı konsolide etme. Ancak bu hamle, Le Pen'in merkez sağ ve sol seçmenler nezdinde kredibilitesini zedeliyor. Reuters'ın haberine göre, 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Le Pen'e oy verenlerin bile önemli bir kısmı, onun yargıya yönelik bu eleştirilerini mesafeli karşılıyor. Uzmanlar, Le Pen'in bu söyleminin uzun vadede partisinin ana akım siyasetteki konumunu zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor.
Avrupa Siyasetinde Mağduriyet Söyleminin Yükselişi
Le Pen'in yaşadığı bu durum, Avrupa genelinde yükselen popülist liderlerin sıkça başvurduğu bir mağduriyet söyleminin parçası olarak görülüyor. Macaristan'da Viktor Orban, Polonya'da ise eski hükümet partisi Hukuk ve Adalet (PiS) benzer şekilde AB kurumları ve ulusal yargıyı hedef almıştı. Ancak Fransa, güçlü bir yargı geleneğine sahip bir ülke olarak, bu tür iddialara daha kuşkulu yaklaşıyor. Fransız kamuoyu, yargının bağımsızlığına genel olarak güveniyor; bu da Le Pen'in işini zorlaştırıyor. Üstelik Avrupa Parlamentosu seçimleri yaklaşırken, Le Pen'in bu söylemi onu AB karşıtı bir konuma itiyor, ancak Fransa'da AB yanlısı duygular hala güçlü. Avrupa Birliği'nin Fransa'da onay oranı %60'ın üzerinde seyrediyor. Bu nedenle Le Pen'in mağduriyet söylemi, ona yeni oy kazandırmaktan çok, mevcut oy tabanını sağlamlaştırmaya yarıyor. Avrupa genelinde ise bu tür söylemler, yargı bağımsızlığına yönelik bir tehdit olarak algılanıyor ve Brüksel'in hukukun üstünlüğüne dair endişelerini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de de zaman zaman yargının siyasileştiği yönünde benzer söylemler dile getiriliyor. Le Pen örneği, yargıya güvenin siyasi eğilimlere göre nasıl değişebileceğini ve mağduriyet siyasetinin sınırlarını gösteriyor. Türk dış politikası açısından, Fransa'daki bu tür siyasi gelişmeler, AB ile ilişkilerde yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü gibi konuların ne kadar hassas olduğunu hatırlatıyor. Türkiye'nin AB sürecinde benzer tartışmalar yaşandığı göz önüne alındığında, Le Pen'in durumu, bu alandaki algıların siyasi kutuplaşmadan ne ölçüde etkilendiğini ortaya koyuyor. Küresel ölçekte ise popülist liderlerin yargıyı hedef alması, demokratik kurumların dayanıklılığına yönelik bir sınav olarak değerlendirilebilir.