Kyoto, Japonya'nın tarihi ve kültürel başkenti, son yıllarda aşırı turizmle mücadele ediyor. Ancak yeni bir rapor, bu krizin sorumlusu olarak sıklıkla Çinli turistlerin gösterildiğini, oysa Çinli ziyaretçi sayısının Çin-Japonya arasındaki gergin ilişkiler nedeniyle önemli ölçüde azaldığını ortaya koyuyor. Bu durum, Kyoto'nun turizm politikaları ve kriz yönetimi konusunda soru işaretleri yaratıyor. Kyoto Şehri Turizm Birliği tarafından bu ay başında yayımlanan raporda, Çinli turistlerin hedef gösterilmesinin yanlış olduğu vurgulanıyor. Veriler, 2019'da Kyoto'yu ziyaret eden Çinli turist sayısının yaklaşık 1,5 milyon iken, 2023'te bu sayının yarıdan fazla azalarak 700 bine düştüğünü gösteriyor. Oysa aynı dönemde şehri ziyaret eden diğer yabancı turist sayısı artış gösterdi. Bu çarpıcı tablo, Çinli turistlerin aşırı turizmin ana nedeni olarak gösterilmesinin gerçekçi olmadığını ortaya koyuyor.
Gelişmenin arka planı: Çin-Japonya ilişkileri ve turizmdeki düşüş
Çin ile Japonya arasındaki diplomatik gerginlik, 2010'dan bu yana inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Özellikle 2022'de Japonya'nın Çin'in Tayvan politikasına yönelik eleştirileri ve Çin'in Japonya'ya uyguladığı vize kısıtlamaları, turist akışını olumsuz etkiledi. Ayrıca Japonya'nın Fukushima nükleer santralinden arıtılmış radyoaktif suyu denize boşaltma kararı, Çin kamuoyunda büyük tepki topladı ve Pekin yönetiminin Japonya'ya yönelik seyahat uyarıları yayımlamasına yol açtı. Tüm bu faktörler, Çinli turistlerin Japonya'ya olan ilgisini azalttı. Kyoto ise bu durumdan en çok etkilenen şehirlerden biri oldu. 2019'da şehri ziyaret eden toplam yabancı turist sayısı 8,8 milyon iken, 2023'te bu sayı 4,3 milyona geriledi. Ancak dikkat çekici olan, Çinli turistlerin toplam içindeki payının %17'den %16'ya düşmesi, diğer milletlerden turistlerin payının ise arttığı görülüyor.
Kyoto'nun aşırı turizm sorunu, aslında Çinli turistlerden çok, şehrin altyapısının ve kaynaklarının yetersiz kalmasından kaynaklanıyor. Tarihi tapınaklar, dar sokaklar ve geleneksel mahalleler, büyük turist akınına hazır değil. Raporda, şehrin turizm yönetim stratejisinin sürdürülebilir olmaktan uzak olduğu, yerel halkın günlük yaşamının turist baskısı altında kaldığı belirtiliyor. Özellikle Kinkaku-ji (Altın Köşk) ve Fushimi Inari Tapınağı gibi popüler noktalarda aşırı kalabalık, ziyaret deneyimini olumsuz etkiliyor. Yerel yönetim, turist sayısını sınırlamak için bilet fiyatlarını artırma, rezervasyon sistemi getirme gibi önlemler almayı düşünüyor, ancak bu adımlar henüz uygulamaya konulmadı.
Bölgesel ve küresel boyut: Turizmdeki dengesizlik ve jeopolitik etkiler
Kyoto örneği, küresel turizmdeki dengesizlikleri ve jeopolitik gerilimlerin turizm sektörüne yansımalarını gözler önüne seriyor. Çin, dünyanın en büyük kaynak pazarı olarak turizm sektöründe kritik bir role sahip. Ancak Çin'in dış politikasındaki sertleşme, vatandaşlarının seyahat tercihlerini doğrudan etkiliyor. Örneğin, Çin'in Japonya'ya uyguladığı vize kısıtlamaları ve seyahat uyarıları, Japon turizmine darbe vurdu. Benzer şekilde, Çin'in Avustralya, Güney Kore ve Hindistan ile yaşadığı gerginlikler de bu ülkelere yönelik turist akışını azalttı. Bu durum, küresel turizm endüstrisinin Çin'e bağımlılığının kırılgan olduğunu gösteriyor.
Kyoto'daki aşırı turizm krizi, aslında bir yönetim başarısızlığı olarak değerlendirilebilir. Şehir, turizmi çeşitlendirmek ve mevsimsel dağılımı iyileştirmek yerine, tüm yükü birkaç bölgeye ve döneme yoğunlaştırdı. Ayrıca, yerel halkın turizm gelirinden adil pay alamaması, memnuniyetsizliği artırdı. Japonya genelinde ise hükümet, turizm gelirlerini artırmak için yabancı ziyaretçi sayısını 2030 yılına kadar 60 milyona çıkarmayı hedefliyor; bu da mevcut altyapının kaldırabileceğinin çok üzerinde. Kyoto'daki çelişki, bu hedefin sürdürülebilirliğine ilişkin soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kyoto’daki aşırı turizm tartışması, Türkiye için de önemli dersler barındırıyor. Türkiye, özellikle İstanbul, Kapadokya ve Antalya gibi bölgelerde benzer bir turist yoğunluğu sorunuyla karşı karşıya. Çinli turistlerin Japonya’ya yönelik ilgisinin azalması, alternatif destinasyonlar arayan bu kitlenin Türkiye’ye yönelebileceği anlamına gelebilir. Bu fırsat, Türkiye’nin turizm altyapısını çeşitlendirme ve sürdürülebilir turizm politikaları geliştirme açısından değerlendirilmeli. Ayrıca, Çin-Japonya gerginliği, Ankara’nın bölgesel jeopolitik dengelerdeki konumunu etkileyebilir. Türkiye, hem Çin hem de Japonya ile dengeli ilişkiler sürdürürken, turizm sektöründe Çin pazarına bağımlılığın risklerini azaltmalıdır. Sonuçta, Kyoto’daki suçlama kültürü yerine, yönetim odaklı bir yaklaşım benimsemek Türkiye’nin turizm geleceği için kritik önem taşıyor.