Ukrayna'nın Batılı müttefikleri, Rusya'nın başlattığı savaşın 2027 yılına kadar sürebileceği değerlendirmesini yapıyor. Atlantik Konseyi'nde kıdemli uzman olarak görev yapan Melinda Haring, savaşın yavaşlama belirtisi göstermediğini ve üç ila dört yıl daha devam edebileceğini ifade etti. Haring, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in karmaşık müzakerelere girerek ve Ukrayna'nın egemenliği fikrini zayıflatmaya çalışarak süreci kendi lehine çevirmeyi hedeflediğini vurguladı.
Savaşın Uzama İhtimali ve Batı'nın Tutumu
Melinda Haring'in değerlendirmeleri, Washington'da Ukrayna'ya verilen desteğin sürdürülebilirliği konusunda artan endişeleri yansıtıyor. Haring'e göre Putin, Batı'nın sabrını ve kaynaklarını tüketmeyi amaçlıyor. "Putin, saati Ukrayna aleyhine işletmeye çalışıyor" diyen Haring, Rus liderin müzakereleri yavaşlatarak ve karmaşık hale getirerek Batı ittifakını yormayı planladığını belirtti. Bu strateji, Rusya'nın askeri operasyonlarını sürdürürken diplomatik kanalları da kendi çıkarları doğrultusunda kullanma çabası olarak yorumlanıyor.
Öte yandan, Ukrayna'nın Batılı müttefikleri arasında askeri ve mali yardımların geleceği tartışılıyor. ABD ve Avrupa ülkelerinde yaşanan siyasi dalgalanmalar, Ukrayna'ya sağlanan desteğin kesintiye uğrayabileceği endişelerini artırıyor. Haring, bu durumun Putin'in elini güçlendirdiğini ve savaşın uzamasına zemin hazırladığını ifade ediyor. Ayrıca, Ukrayna'nın karşı taarruz kabiliyeti ve Batı'dan beklediği silah sevkiyatındaki gecikmeler, savaşın seyrini etkileyebilecek faktörler arasında.
Uzmanlar, savaşın 2027'ye kadar sürmesi durumunda bölgesel istikrarsızlığın daha da derinleşeceği ve küresel enerji piyasalarının olumsuz etkileneceği görüşünde. Rusya'nın işgal ettiği topraklarda yürüttüğü referandumlar ve yasadışı ilhak girişimleri, uluslararası hukuk açısından da ciddi sorunlar oluşturuyor. Batı'nın yaptırım rejimini sürdürmesi ve Ukrayna'ya askeri destek sağlaması, savaşın gidişatını belirleyecek temel unsurlar olarak öne çıkıyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
Ukrayna savaşının uzaması, NATO'nun doğu kanadında güvenlik endişelerini artırıyor. Polonya ve Baltık ülkeleri, Rusya'nın yayılmacı politikalarına karşı savunma harcamalarını artırırken, NATO da bölgedeki askeri varlığını güçlendiriyor. Savaşın enerji boyutu ise Avrupa'nın Rus doğal gazına bağımlılığını azaltma çabalarını hızlandırdı. Kuzey Akım hatlarının devre dışı kalması ve Rus petrolüne uygulanan tavan fiyat uygulaması, küresel enerji dengelerini yeniden şekillendirdi.
Askeri açıdan, savaşın uzaması silah üretim ve tedarik zincirlerinde de değişimlere yol açtı. Batılı ülkeler, Ukrayna'nın ihtiyaç duyduğu topçu mühimmatı, hava savunma sistemleri ve zırhlı araçlar konusunda üretim kapasitelerini artırmaya çalışıyor. Ancak, bu süreçte ortaya çıkan lojistik zorluklar ve maliyet artışları, müttefikler arasında koordinasyon sorunlarına neden olabiliyor. Uzmanlar, savaşın 2027'ye sarkması halinde Batı'nın savunma sanayii üzerindeki baskının daha da artacağı uyarısında bulunuyor.
Diplomatik alanda ise barış müzakereleri için henüz somut bir adım atılmış değil. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, toprak bütünlüğünden taviz verilmeyeceğini yinelerken, Rusya ise işgal ettiği bölgelerin tanınmasını talep ediyor. Çin ve Türkiye gibi aktörlerin arabuluculuk girişimleri ise şimdiye kadar sonuçsuz kaldı. Haring'in değerlendirmesi, mevcut koşullarda savaşın kısa vadede sona ermesinin zor olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ukrayna savaşının 2027'ye kadar uzaması, Türkiye'nin hem güvenlik hem de ekonomi politikalarını yakından ilgilendiriyor. Karadeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin enerji ve ticaret yollarını tehdit ederken, savaşın uzaması mülteci akınlarını da artırabilir. Türkiye, Montrö Sözleşmesi çerçevesinde boğazlardaki dengeyi korumaya çalışırken, bir yandan da arabuluculuk rolünü sürdürüyor. Tahıl koridoru anlaşması gibi girişimlerle küresel gıda krizinin hafifletilmesinde kritik rol oynayan Türkiye, Batı ile Rusya arasında denge politikası izliyor. Savaşın uzaması, Türkiye'nin savunma sanayii ihracatını ve turizm gelirlerini de dolaylı olarak etkileyebilir.