Kürtlerin siyasi kaderi, son yıllarda inişli çıkışlı bir seyir izlerken, Aralık 2024’te Suriye’de Beşşar Esad rejiminin devrilmesi, 2025’te PKK’nın fesih kararı alarak Türk hükümetiyle müzakere masasına oturması ve 2026’da ABD-İsrail ortak operasyonuyla başlayan İran savaşı, bölgedeki Kürt aktörlerin konumunu kökten değiştiren üç dönüm noktası oldu. Bu gelişmeler, Kürtlerin Ortadoğu siyasetindeki rolünü yeniden tanımlarken, Türkiye’nin güvenlik politikalarından İran’ın bölgesel nüfuzuna kadar geniş bir yelpazede yeni dengeler oluşturdu.
Esad Rejiminin Çöküşü ve Suriye Kürtlerinin Yükselişi
Aralık 2024’te Suriye’de 13 yıllık iç savaşın ardından Esad rejiminin ani çöküşü, ülkedeki güç dengelerini altüst etti. Rejimin devrilmesiyle birlikte Suriye’nin kuzeydoğusunda özerk bir yönetim kuran Demokratik Suriye Güçleri (DSG), ülkenin en önemli askeri ve siyasi aktörlerinden biri haline geldi. DSG, Esad sonrası geçiş sürecinde merkezi hükümetle yürütülen müzakerelerde, Kürtlerin anayasal statüsünü ve bölgesel özerkliğini garanti altına almayı başardı. Bu durum, Irak’taki Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) ardından ikinci bir fiili Kürt özerk bölgesinin ortaya çıkması anlamına geliyordu.
Ancak bu yükseliş, Türkiye’nin tepkisini çekti. Ankara, DSG’nin PKK’nın Suriye kolu olan YPG’den oluştuğunu iddia ederek, sınır güvenliği gerekçesiyle askeri operasyonlar düzenledi. ABD’nin DSG’ye verdiği destek ise Türkiye ile ABD arasında ciddi bir krize yol açtı. Tüm bu gerilimlere rağmen, DSG’nin sahadaki askeri başarısı ve siyasi manevra kabiliyeti, Suriye Kürtlerini bölgesel bir güç haline getirdi.
PKK’nın Feshi ve Türkiye ile Müzakere Süreci
2025 yılı, Türkiye için tarihi bir dönüm noktası oldu. 40 yılı aşkın süredir silahlı mücadele yürüten PKK, aldığı fesih kararıyla silahları bıraktığını ilan etti ve Türk hükümetiyle doğrudan müzakerelere başladı. Bu kararın arkasında, Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki çağrıları, Suriye’deki gelişmelerin yarattığı yeni fırsatlar ve PKK’nın İran savaşının ortasında kalma korkusu yatıyordu. Müzakere süreci, Türkiye’nin Kürt meselesine siyasi bir çözüm bulma yolunda attığı en somut adım olarak değerlendirildi.
PKK’nın silah bırakması, Türkiye’nin güvenlik politikalarında önemli bir değişime yol açtı. Güneydoğu’da yıllardır süren çatışmaların sona ermesi, bölgede ekonomik kalkınma ve demokratikleşme adımlarının önünü açtı. Ancak süreç, PKK’nın Suriye ve Irak kollarının tasfiyesi ve dağdaki militanların topluma kazandırılması gibi zorlu dosyalarla sınandı.
ABD-İsrail-İran Savaşı ve Kürtlerin Stratejik Konumu
2026 yılında başlayan ABD-İsrail ortak askeri operasyonu, İran’ın nükleer programını ve bölgesel milis ağını hedef aldı. Savaş, Kürtleri bir kez daha jeopolitik bir kavşağa yerleştirdi. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, ABD ve İsrail’e hava sahasını ve lojistik destek sağlayarak koalisyonun önemli bir parçası haline geldi. Buna karşılık İran, Irak’ın kuzeyindeki Kürt gruplara yönelik hava saldırıları ve topçu atışlarıyla yanıt verdi.
Suriye’deki DSG ise İran destekli milislerle çatışırken, aynı anda Türkiye’nin olası bir kara harekatıyla karşı karşıyaydı. Savaşın uzaması, Kürt bölgelerini hem askeri hedef hem de insani krizin odağı haline getirdi. Yüz binlerce sivil, çatışmalardan kaçarak Kürt yönetimindeki bölgelere sığındı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu üç gelişme, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. PKK’nın feshi ve müzakere süreci, 40 yıllık bir sorunun siyasi çözüm şansını artırırken, Suriye’deki Kürt özerklik girişimi sınır güvenliği açısından yeni tehditler oluşturuyor. ABD-İsrail-İran savaşı ise Türkiye’yi Irak ve Suriye’de daha aktif bir rol oynamaya zorluyor; ayrıca İran ile enerji ve ticaret ilişkilerini riske atıyor. Türkiye’nin, Kürt gruplarla ilişkilerini yeniden tanımlarken, bölgesel dengeleri kendi çıkarlarına göre yönlendirmesi kritik önem taşıyor.