Katar, Pakistan ve diğer bölgesel arabulucular, ABD ile İran arasında nükleer bir anlaşmaya varılmasına yönelik müzakerelerin çökme tehlikesine karşı krizi yönetmek için sahaya indi. Edinilen bilgiye göre, aracı ülkelerden iki kaynak ve bir ABD'li yetkili, taraflar arasındaki gerilimi azaltmak ve masadaki anlaşmayı kurtarmak için son haftalarda yoğun diplomatik trafik yürütüldüğünü doğruladı. Kaynaklar, arabuluculuk çabalarının özellikle İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine ilişkin yeni endişeler ve ABD'nin yaptırım politikasındaki belirsizlikler nedeniyle hız kazandığını belirtiyor.
Krizin arka planı: Nükleer anlaşma neden yeniden rafa kalktı?
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (JCPOA), ABD'nin 2018'de tek taraflı olarak çekilmesiyle büyük bir darbe almıştı. Joe Biden yönetiminin göreve gelmesiyle yeniden başlayan müzakereler, aylarca süren görüşmelerin ardından geçen yıl bir taslak metin üzerinde mutabakata varılmasına rağmen, nihai imzaya bir türlü ulaşamamıştı. Ancak son haftalarda İran'ın nükleer programını hızlandırdığına dair artan kanıtlar ve ABD'nin yeni yaptırım dalgaları, anlaşmanın tamamen rafa kalkması riskini doğurdu. Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani'nin geçtiğimiz günlerde Tahran ve Washington arasında mekik diplomasisi yürüttüğü, Pakistanlı yetkililerin ise İran'ın komşusu olarak hem ekonomik hem de güvenlik boyutunda sürece dahil olduğu bildiriliyor.
Uzmanlara göre, anlaşmanın çökmesi halinde bölgesel bir silahlanma yarışı ve İran'ın nükleer silah sahibi olma yolunda hızla ilerlemesi söz konusu olabilir. Bu senaryo, özellikle İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkelerinde ciddi endişelere yol açıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir sözcü, müzakerelerin hâlâ devam ettiğini ancak İran'ın 'yapıcı olmayan' tutumu nedeniyle zamanın daraldığını belirtti. İran tarafı ise yaptırımların tamamen kaldırılması konusunda ABD'den somut adım beklediğini vurguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Arabulucular neden devrede?
Katar'ın bu süreçteki rolü, Taliban'la yürüttüğü arabuluculuktan Afganistan barış sürecine kadar geniş bir yelpazede kendini kanıtlamış olmasına dayanıyor. Özellikle ABD'nin Katar'daki büyükelçiliği ve askeri üssü, iki ülke arasında doğrudan bir iletişim kanalı oluşturuyor. Pakistan ise İran ile Suudi Arabistan arasında sıkışmış bir denge politikası izliyor; İran'la nükleer bir anlaşmanın sağlanması, Pakistan'ın enerji ihtiyacını karşılayacağı gibi bölgesel istikrara da katkı sağlayabilir. Öte yandan Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği de dolaylı olarak sürece dahil olmuş durumda. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, tarafları 'son bir kez daha' masaya oturmaya çağırdı.
Anlaşmanın çökmesi halinde, Orta Doğu'da yeni bir çatışma hattı oluşması ve küresel enerji piyasalarında petrol fiyatlarının hızla yükselmesi bekleniyor. Özellikle Avrupa ülkeleri, Rusya-Ukrayna savaşının ardından enerji kaynaklarını çeşitlendirme çabasındayken, İran'dan gelecek doğal gaz ve petrol akışının kesilmesi krizi derinleştirebilir. Bu nedenle, arabuluculuk çabaları sadece bölgesel değil, küresel ölçekte de yakından takip ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la hem enerji ithalatı hem de sınır güvenliği açısından yakın ilişki içinde. Nükleer anlaşmanın çökmesi, İran'ın daha da yalnızlaşmasına ve bölgesel gerilimin tırmanmasına yol açabilir. Bu durum, Suriye ve Irak'taki istikrarsızlığı artırabilir, Türkiye'ye yönelik göç dalgalarını tetikleyebilir. Ayrıca İran'ın nükleer silah sahibi olması, Türkiye'nin de stratejik dengeleri yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir. Türkiye'nin mevcut durumda diplomatik kanalları açık tutması ve arabuluculuk çabalarına destek vermesi, kendi çıkarları açısından kritik önem taşıyor.