ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, geçtiğimiz hafta ayrı ayrı Hürmüz Boğazı'nın statüsüne ilişkin açıklamalarda bulundu. Trump, boğazın uluslararası sularda serbest geçiş hakkını vurgularken, Pezeşkiyan İran'ın boğaz üzerindeki egemenlik haklarını savundu. Bu karşıt duruş, Basra Körfezi'nde yeni bir gerilim dalgasının habercisi oldu. İki ülke arasında 2018'de başlayan nükleer anlaşmazlık, son aylarda dondurulmuş olsa da, petrol ve lojistik hatlarının güvenliği konusundaki fikir ayrılıkları derinleşiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Hürmüz Boğazı'nın Stratejik Önemi
Dünya petrolünün yaklaşık %20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı, İran, Suudi Arabistan, Irak ve BAE gibi büyük üreticilerin kilit çıkış noktasıdır. ABD, Körfez'deki askeri varlığıyla serbest geçişi garanti altına almayı hedeflerken; İran, boğazı kendi deniz yetki alanı içinde kontrol etmek istiyor. 2019'da iki ülke arasında yaşanan tanker krizleri, her an bir askeri çatışmaya dönüşebileceğini göstermişti. Trump yönetiminin 'maksimum baskı' politikası, Pezeşkiyan'ın ise nispeten ılımlı ancak ulusalcı söylemi, bugün itibarıyla boğazın statüsünü yeniden tartışmaya açtı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Petrol Fiyatları ve Enerji Güvenliği
Hürmüz Boğazı'ndaki herhangi bir tırmanma, küresel petrol arzını tehdit edeceği için fiyatların hızla yükselmesine neden olur. Özellikle Asya ve Avrupa ekonomileri, bu duraklama karşısında kırılgan durumda. Çin, Japonya, Hindistan ve Güney Kore gibi büyük ithalatçılar, boğaz güvenliğinin sağlanmasını ABD'den talep ediyor. Diğer yandan İran, boğazı kapatma tehdidini sıklıkla bir koz olarak kullanıyor ancak bunun kendi ihracatını da durduracağının farkında. Bu nedenle mevcut gerilim büyük ölçüde siyasi ve diplomatik düzeyde kalıyor, ancak her iki tarafın da yanlış hesapları fiili bir çatışmaya yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını Basra Körfezi ülkelerinden ithal etmektedir. Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, Türkiye'nin enerji arz güvenliğini doğrudan etkiler. Olası bir krizde, petrol fiyatlarının artması Türkiye'nin cari açığını büyütür ve enflasyonist baskıyı artırır. Ayrıca, İran ile ABD arasındaki gerilim, Türkiye'nin bölgesel çıkarlarının bulunduğu Irak ve Suriye sahasına da yansıyabilir. Bu nedenle Ankara, hem ABD ile müttefiklik bağlarını korumak hem de İran'la komşuluk ilişkilerini dengelemek zorundadır. Türkiye için en ideal senaryo, boğazın uluslararası hukuk çerçevesinde serbest ve güvenli kalmasıdır.