Ukrayna'dan Gazze'ye, Sudan'dan Myanmar'a uzanan savaş hattı, Soğuk Savaş sonrası dönemin en yıkıcı çatışmalarına sahne oluyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, etkisizliği ve vetolarıyla bir kez daha tarihin sayfalarına gömülüyor. Küresel düzen, güç siyaseti ve silah sesleri arasında yeniden şekillenirken, dünya barışının temel direkleri birer birer çatırdıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Savaş ve İmparatorluk Çağı
Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana, küresel barışın sembolü haline gelen BM sistemi, artık işlevsizliğiyle eleştiriliyor. BM Güvenlik Konseyi, özellikle Ukrayna savaşında Rusya'nın veto silahını kullanmasıyla tamamen tıkanmış durumda. İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları ise ABD'nin vetosuyla durdurulamıyor. Sudan'daki iç savaş, Myanmar'daki askeri darbe ve Etiyopya'daki Tigray çatışması gibi krizlerde BM'nin ateşkes çağrıları sonuçsuz kalıyor. Irak'tan Afganistan'a, Libya'dan Suriye'ye kadar ABD ve müttefiklerinin müdahaleleri ise imparatorluk vizyonunun yeni yüzü olarak öne çıkıyor. Bu durum, uluslararası hukukun ve savaş karşıtı normların aşındığını gösteriyor. Dünya, 1945 San Francisco Konferansı'nın ruhundan giderek uzaklaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Unutulan BM ve Yeni Düzen Arayışı
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, 'dünyanın artık 1945'teki gibi olmadığını' sık sık tekrarlıyor. Ancak reform çağrıları karşılıksız kalıyor. Güvenlik Konseyi'nin yapısı, 15 üyeli ve veto hakkına sahip 5 daimi üyeli sistemiyle, bugünün güç dengelerini yansıtmıyor. Almanya, Japonya, Hindistan ve Brezilya gibi yükselen güçlerin temsil edilmemesi, meşruiyet krizini derinleştiriyor. Öte yandan, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi alternatif platformlar, Batı merkezli düzene karşı bir denge oluşturuyor. Ancak bu oluşumlar henüz etkili bir kriz yönetimi mekanizması sunamıyor. ABD liderliğindeki NATO'nun genişlemesi ve Çin'in Asya-Pasifik'teki iddialı stratejisi, yeni bir Soğuk Savaş benzeri kutuplaşmayı beraberinde getiriyor. Ekonomik yaptırımlar, enerji silahı olarak kullanılırken, diplomatik çözüm yolları giderek tıkanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, çok yönlü dış politikasıyla bu çalkantılı dönemde kendine özgü bir denge oyunu oynuyor. Ukrayna-Rusya savaşında arabuluculuk yaparak BM'nin etkisiz kaldığı bir alanda inisiyatif aldı. Ancak Gazze krizinde İsrail'e yönelik sert eleştirileri ve Filistin davasına verdiği destek, Batı ile ilişkilerini geriyor. Yunanistan ve Suriye ile yaşanan gerilimler, Doğu Akdeniz'deki enerji rekabeti ve terörle mücadele, Türkiye'nin güvenlik önceliklerini belirliyor. Erdoğan'ın BM'yi 'reformdan geçirme' çağrıları, Türkiye'nin küresel sistemde daha fazla söz sahibi olma arzusunu yansıtıyor. Bu krizler, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak etkisini artırmasını sağlarken, yalnızlaşma riskini de barındırıyor.